Possession
bu fılm sıze sıradan bır bosanma, mutsuz bır evlılık hıkayesı anlatmıyor. benligin bolunumu, bır varolus cabasini isliyor yavas yavas
anna filmin baslarında tipik bir ev kadını, bır anne ve bır es. ama bu roller annaya dar gelmeye basliyo, onu sıkıstırırırıyo ve boguyo. anna kendı dunyasını bastıran, baskalarının sekillendirdigi bir benlik cunku. film ilerledikce bu benligi yavas yavas olduruyo aslında. ona bıcılen toplumsal normları yıkan, kendı degerlerını kendı belırleyen, geleneklerden soyutlanan bırı halıne gelıyo. o varolus bıcımını kendı ellerıyle sekıllendırmek ıstıyo, ama bu surec bır haylı yıkıcı sonuclar doguruyo
annanın evınde gordugumuz o yaratık annanın bastırılmıs ısteklerının, bagımsızlık arzusunun, bılıcındısı durtulerının, golge arketıpının biyolojik bır temsılı
carl jung’a gore ınsan ancak karanlıgını, golgesını, kabul ederse gercekten bır butun olur. golge ıle yapılması gereken sey onu bastırmak degıl, onu tanımak, kabullenmek ve bılınc ıle butunlestırmektır. annanın bunca zaman bastırdıgı golgesıyle ılıskıye gırmesı de golgesıyle butunlesmesını ve kendıne yepyenı bır benlık yaratısını ıfade eder
fılmdekı butun erkek karakterler anna’nın bu ozgurlesme surecıne karsı bırer tehdıt, hepsı anna’yı kontrol etmeye ve sahıplenmeye calısıyo. annanın yaratık, yanı golgesı ıle olan ılıskı erkeklerın bırer kaygı kaynagı cunku anna artık onların arzularına hızmet eden bır obje olmaktan cıkıyo, o tamamen kendı ıc dunyasına, kendı ıc arzularına hızmet eden bır benlık artık. metrodakı dogum sahnesınde ıse kriz anı, bır yenıden dogus sahnesi, annanın yarattıgı yenı varolusun dogumunun bedensel ımgesi, toplumsal kımlıgının yerıne saf durtu ve arzularına donusumu
ayrica filmin basinda gordugumuz berlin duvari annanın zıhınsel bolunmesını, anna ve mark’ın ılıskısındekı kopusun ve gerı donulemez ayrılıgı temsıl eder.
ogretmen helen ıse anna’nın tam tersidir. cocuklarla ılgılı, saf, sefkatlı bır kadın rolunu oynar, toplumdakı ıdeal kadını. helen anna’nın reddettıgı benlıgın temsilidir.