The Wind Rises
Öncelikle şunu söylemem gerek ki bazı insanların sitem ettiğinin tersine ben bu filmdeki diğer Miyazaki filmlerinin tersine çok da fantastik ve çocuksu olmayan havaya bayıldım. Miyazaki değinmek istediği konulara bu sefer daha açık ve daha derin bir şekilde değinmiş. Bu açıdan bu filmi sakın sıradan bir Miyazaki filmi beklentisiyle izlemeyin. Kendinizi çok daha empati kurulabilecek ve gerçekçi bir filme hazırlayın. Sonra bu filmi izleyin.
Miyazaki her zamanki gibi müthiş bir görsel şölenle çıkıyor karşımıza. Her filminin her sahnesinin sinematografisiyle büyüleyebilen başka bir yönetmene rastlamadım ben. Konuşma olmayan sahnelerde resmen çizimler konuşuyor bizimle. İçtikleri sigaranın dumanı, çalışma masası, sıradan bir yatak ve bir gözlük bile o kadar harika yansıtılmış ki her seferinde ağzım açık kaldı. Hele ki doğanın resmedilişi beni çok uzaklara götürdü. Bu yüzden görsel açıdan beklentilerinizi allah katına kadar çıkartabilirsiniz.
Görsel açıdan olduğu gibi ses efektleri ve müzikler olarak da Miyazaki yine şaşırtmıyor. Uçak seslerinin insanlar tarafından yapılmış olmasından tutun da bir rüzgar uğultusuna kadar her şey o kadar detaylı ve muazzam ki.
Karakterler konusuna gelecek olursak bazı kişiler ‘gerektiği kadar detaylandırılmamış’ dese de bence tam kararındaydı. Sonuçta Jiro’nun hayatını izliyoruz ve onun hayatındaki herkesin sonuna kadar detaylandırılması can sıkardı. Onun hayatında önemli yere sahip olan Naoko, Honjo, Kayo gibi karakterler üzerinde yeterince durulmuştu. Hele de romantizm konusunda ben bu filmi geçebilecek iki üç tane film anca izlemişimdir. Naoko ve Jiro arasındaki aşk gerçek olmayacak kadar güzeldi tabii ki. Ancak bir anime filminde anlatılabilecek bir aşk.
Deprem sahnesine de ayrı olarak değinmek istiyorum çünkü hayatım boyunca izlediğim en etkili sahnelerden biriydi. Bir insan tarafından çizilmiş olmasına rağmen. Sarsıntının bir dalga halinde evleri yerinden oynatarak gelmesi, evlerin yıkılışı, ilk sarsıntının bitişinin çakıl taşları gösterilerek anlatılması, sarsıntı bittikten sonra o sessizlikte bir bebeğin ağlamasının duyulması, sonra gelen artçı sarsıntıların ses efektleri ve aklıma şu an gelmeyen pek çok muazzam detay daha. Henüz büyük bir deprem yaşamamış biri olarak Kanto Depreminin resmedilişi tüylerimi ürpertti.
Özetle, Miyazaki’ye bu filmi sinema tarihine kattığı için sonsuz teşekkürlerimi sunuyor ve bu incelemeyi burada bitiriyorum.
şöyle fevkalade güzel bir sahneyi de buraya bırakayım