Vital
"i didn't want to die. where do i go? i'm scared. i'm scared to be alone."
filme başlarken aklımda tsukamoto'nun diger filmleri gibi yine bir insanlıktan kopuş teması vardı, ama çok yanılmışım. çünkü vital'da metalin ve etin soğukluğundan değil, ruhun en derininden bir hikaye anlatılıyor. bu sefer insanın kendini kaybedişiyle değil aksine kendini en insan hissettiği anlarla başbaşa kalıyoruz.
bir araba kazası sonrası hafızasını kaybeden hiroshi'nin hikayesi aynı kazada ölen sevgilisi ryoko'yu kadavra masasında görmesi ile tekrar başlar. o masada ryoko'yu incelemek hiroshi için yavaş yavaş kendi bulanık ve paramparça geçmişini bir araya getirme çabasına dönüşür. sevgilisine dair anıları net olmamasına rağmen tuttuğu yas onu hayata bağlayan şey haline gelir. çünkü ne olursa olsun hisler asla unutulmaz. zihin unutsa da kalp yaşadığımız tüm acıyı, sevinci ve hüznü her zaman en saf şekilde saklar.
bunların yanı sıra filmin bence en etkileyici teması anılarda yaşamak ve anılarla yaşamaktı. ryoko ölmüştü ancak ailesinin ve sevgilisinin anılarında yaşamaya devam ediyordu. hiroshi ise hayattaydı ama gerçek dünyada değil, anılarının içinde yaşıyordu. öyleyse sahiden ölen ryoko muydu? ölenler sadece geride kalanların zihnindeki birer hayaletten mi ibaretti?
vital işte bu sorgulamalarla ölümün bir son değil, yaşayanın içinde bitmek bilmeyen bir arayış olduğunu bizlere anlatıyor. rüya gibi bi filmdi tsukamoto never disappoints