
kendini kaybetmiş iki kardeş; biri yüceltmelerle, biri ise küçük görmelerle. asla "anı yaşamalarına" veya "yollarını çizmelerine" izin verilmemiş, baskı görmüş iki kardeş, sessiz anne, kayırıcı baba ve hiç kimsenin istemediği o son. o gün bence normalden pek bir farkı yoktu. insanlara karşı kibardı. yani sanki içindeki tüm iyiliği etrafa dağıtmış ve kendine hiç kalmamıştı. telefonundaki tüm mesajları, aramaları, her şeyi silmişti. odasını da düzeltmişti. rahatsız etmek istememiş gibiydi. (...) anlatamadığım değişik bir his vardı içimde. ben de o hayvanlar gibi gölgede saklanmak istedim. ama etrafıma baktığımda gördüm ki gölgede duran sadece hayvanlar değil; sen, kardeşim hatta sima guang. hepiniz gölgede, karanlık köşeler bulabildiniz. ama ben bulamadım. ne su kübüm vardı ne saklanacak bir yerim. sadece güneş ışığı, 24 saat, aralıksız, ışıltılı ve sıcak, her şeyi aydınlatan. (...) aileni düşün. dışarıda seni bekliyorlar. neyi bekliyorlar? daha iyi bir insan olmamı mı? abim kadar iyi bir insan olmamı mı? küçüklüğümüzden beri herkes onu sevdi. notları iyiydi, yakışıklıydı, mükemmeldi. tıp kazanamadığında sınava tekrar girmeye karar verdi. harika biriydi, o kadar ki ondan nefret ettim. herkes benim kötü biri olduğumu düşündü. en azından hâlâ hayattayım. peki ya abim? o kadar iyiydi ki hayatında sadece bir kez hata yaptı. gitti yüksek bir yerden atladı. harika biriydi. harika biriydi. (...) yaptığım işte çok fazla dedikoducu, meraklı kadın gördüm. bana hep, "chen hocam, evli misiniz?" diye sorarlardı. "kaç çocuğunuz var?" hep bir tane var derdim. neden öyle derdim biliyor musun? çünkü zihnimde a-ho'nun yeri hiç olmamıştı. ama şu birkaç yılda, başka meraklı, dedikoducu kadınlar aynı soruyu sormaya devam etti. "chen hocam, kaç çocuğunuz var?" yine aynı cevabı verdim, "bir tane." çünkü artık gerçekten bir tane var.



anladım ama aynı zamanda anlamadım edit: anladığım şey doğruymuş ve dikkatli düşününce tüm film oldukça iyi bir şekilde bir araya geldi.