Ikiru
Film bazı izleyenlerin dediği gibi hayatın anlamıyla ilgilenmiyor. Asıl olarak hayatın değerini anlamayla ilgileniyor. Yıllarını, geçmişe dönüp baktığında bir anını bile hatırlayamayacağı şekilde geçirdikten sonra başarısız edebiyatçının dediği gibi az kişinin ulaşabileceği hayatın değerini hayattayken anlayabilme şansını elde ediyor karakter. Hayatın değerini anladıktan sonra bunu daha önceden anlamış kişilerin neler yaptığını izliyor ve deneyimliyor ve kendi yolunu buluyor. Belki yönetmen "insan, hayatını erdemli işlere adayarak geçirmelidir" diye bir mesaj vermeye çalışıyor -bunu da karakterin, edebiyatçının yanında çok kalmamasıyla temellendirebiliriz- ama ben bir mesaj olarak alamıyorum bunu. Karakterimiz için hayatı değerli kılan şey budur ama bir başkası için edebiyatçının yaşadığı gibi bir yaşam da olabilir ve buna karşı hiçbir mantığa dayanan cevap verilemez.
Karakterin salıncakta sallanırken donarak ölmesi de güzel detay olmuş. Kansere yenik düşmek yerine, sonradan öğrendiği salıncakta sallanmak gibi küçük şeylerden zevk alarak mutluca öldü.
Ayrıca filmin son sahnesinde herkesin "evet biz de Watanabe-san gibi olacağız" dedikten sonra onun 30 yıl boyunca yaşadığı gibi bir yaşama dönen müdüre karşı memurun ayağa kalkması da filmi izledikten sonra "aa aynen" diyip eski hayatlarına hiçbir şey düşünmeden geri dönecek olan izleyicilere karşı bir göndermeydi bence. Ayağa kalkan kişi de Akira Kurosawa'ydı.