Andrei Rublev
"You will cast bells. I will paint icons."
Sanat yalnızca teknik değildir. Acı çekmek, umut etmek ve insanı sevmektir. İnsan, başarısız olacağını bilse bile yaratmaya çalışır.
Filmin en önemli bölümü olan Moğol-Tatar baskınında evler yakılır, şehirler basılır, kadınlara tecavüz edilir, atlar bile öldürülür ve kilise yağmalanır. Rublev, bir kadını kurtarmak için bir askerin canını alır ve bu onun ilk cinayetidir. Rublev konuşmayı bırakmaya karar verir ve artık ne resim yapacaktır ne de inancı kalmıştır.
"Sessizlik" diye bahsedebilecegimiz bölümde ise Rublev yıllarca konuşmaz. Artık ressam değildir ve sessizlik onun bir tür cezasidir. Film burada oldukça yavaş ilerler ve ne kadar karamsar görünse de aslında bu aynı zamanda Rublev'in kendini ruhsal arayisidir.
Boriska ise çan ustası babasıni kaybeden bir cocuktur. Herkesin önünde çan yapmayi bildiğini söyler ama gerçekte bilmiyordur, sadece umut ederek bu işe girişir.
Aylarca çalışır ve herkes başarısız olacağını sanar, sonunda çan çalar ve mükemmel bir ses çıkar. Boriska ağlayarak aslında her şeyi uydurdugunu itiraf eder. Rublev yıllar sonra ilk kez konuşarak çocuğa *"Sen çan yapacaksın.
Ben de tekrar resim yapacağım."* der ve ressamlığa geri döner.
Filmin sonunda ise görüntü bir anda renge geçer. Rublev'in gerçek ikonlarını görürüz. Yaklaşık on dakika (daha uzun da olabilir) boyunca yalnızca tablolar gösterilir. O an filmin siyah-beyaz olmasının sebebinin gerçek sanatın sona saklandığı olduğunu anlarsınız.
İnsan, belirsizlik içinde bile üretmeye devam ettiği için sanat vardır. Rublev'in yolculuğu da bir ustanın başarı hikâyesinden çok, şiddet karşısında umudunu kaybeden bir insanın yeniden yaratmaya cesaret etmesini anlatır. Tarkovsky sabretmeni isteyen bir yönetmen. Ağır ama karşılığını fazlasıyla veren, üzerine uzun süre düşünmeye devam edilecek filmlerden biri.