Black Swan
"I felt it. Perfect. It was perfect."
Black Swan, Darren Aronofsky'nin yönettiği bir psikolojik gerilim başyapıtı. Aronofsky'nin en sevdiğim filmi olmasa da şu ana kadar izlediklerim arasından kesinlikle en gericisi. Oldukça derin bir anlatıya sahip olan yapımda bir bale topluluğunun yeni baş balerini olarak seçilen Nina'nın Kuğu Gölü Balesi'nde canlandıracağı başrol için hem masum ve kırılgan Beyaz Kuğu'yu hem de hırçın ve kötücül Siyah Kuğu'yu canlandırması gerekmektedir. Nina, Beyaz Kuğu'yu kolaylıkla canlandırabilmesine rağmen Siyah Kuğu'yu canlandırmakta Beyaz Kuğu kadar başarılı değildir, zamanla bunu bir takıntı hâline getiren Nina'nın bu durum nedeniyle psikolojik problemleri baş göstermeye başlar. Filmin konusu zaten çok ilgi çekici, bu konunun iyi işlenmesiyle ortaya bir başyapıt çıkması kaçınılmazmış ki çıkmış zaten.
Black Swan, Requiem for a Dream'le beraber şu ana kadar sinematografisini en çok beğendiğim Aronofsky filmi oldu. Görüntü yönetmeni Matthew Libatique kesinlikle övgüyü hak ediyor, harika bir iş çıkarmış. Özellikle dans ve ayna sahneleri sanat eseri niteliğinde. Bir önceki filmi The Wrestler'da bir güreşçinin yaşadığı zorlukları ele alan Aronofsky bu filmde bir dansçının başından geçenleri anlatmış ve bunu çok çok iyi yapmış. Öyle etkileyici işlemiş ki filmin senaryosunu. Hele ki filmin finali, Black Swan'ın finali tek kelimeyle olağanüstü. Her geçen filminde Aronofsky'nin hayal gücüne biraz daha hayran kalıyorum. Oyunculuklar mükemmeldi. Natalie Portman kesinlikle izlediğim en iyi performanslardan birini sergilemiş; özellikle dans sahnelerindeki kusursuzluk beni benden aldı, çok büyük bir emek olduğu hissediliyor. Portman, filmin başındaki masum Nina'nın filmin sonunda rahat ve gözü kara Nina'ya dönüşümünü seyirciye o kadar iyi hissetiriyor ki etkilenmemek elde değil, oynamamış yaşamış resmen. Nina'yla aynı topluluktaki bir başka balerini canlandıran Mila Kunis de çok iyiydi, performansındaki doğallık filme çok güzel bir hava katmış. Thomas Lorey rolündeki Vincent Cassel de çok çok iyiydi, o da harika bir performans sergilemiş. Nina'dan önceki baş balerin olan Beth'i canlandıran Winona Ryder'ı da çok beğendim, çok iyiydi bana kalırsa. Darren Aronofsky'nin önceki filmlerinin de besteciliğini üstlenen Clint Mansell bu filmde de harika bir işe imza atmış, Çaykovski'nin filmde de adı geçen Kuğu Gölü Balesi bestesinin üzerinde oynamalar yaparak harika bir iş ortaya koyan Mansell'a her Aronofsky filminde hayranlığım biraz daha artıyor. Ayrıca filmin afişi de çok güzel bence, filmi çok iyi yansıtıyor ve görsel anlamda çok başarılı.
Black Swan psikolojik gerilim denince akla gelecek ilk birkaç filmden biri. Hem senaryo hem işleniş bakımından çok etkileyici ve vurucu bir film. Filmi izledikten sonra içinize oturuyor ve bir süre etkisinden çıkamıyorsunuz şayet ben hâlen etkisindeyim. Black Swan kesinlikle bir başyapıt, dediğim gibi en sevdiğim Aronofsky filmi olmasa da bu aşırı iyi bir yapım olduğu gerçeğini değiştirmiyor.