Nebraska
Aklımdan belki de çok uzun süre çıkmayacak bir film. Size zorla aktarmaya çalıştığı derin ve yüce bir anlatıya sahip olan bir film değil bu. Size herhangi bir fikri, ideali ya da umudu aşılamaya çalışan bir film de değil bu. Size sadece akan geçen zamanı ve onun boşluğunda boğulduğunu geç fark eden bir adamın öyküsünü anlatan bir film.
Tüm film Bruce Dern'in oyunculuğunda gizli bence. Film dediğim gibi bağırıp çağırmayan, sessiz bir film. Bence buna rağmen tüm filmi Bruce Dern'in karakterinin yüzündeki ifadeye bakarak anlayabilirsiniz. Öyle inanılmaz bir oyunculuktan bahsediyoruz şu an. Belki de bu kadar kaliteli bir performans izlemeyeli yıllar olmuştu. Gerçekten şoktayım, bitirdiğimde ağzım açık kaldı. Tüm filmi sadece Woody'nin yüzünden anlayabilirsiniz diyorum gerçekten, o kadar derinlikli bir performans. Woody'nin hayal kırıklıklarını, umutlarını, başarısızlıklarını, ailesine olan sevgisini ve daha nicelerini o kadar nüanslı bir biçimde oynamış ki Bruce Dern...belki size ağzınız açık izlettirmiyor ama uzun süre de aklınızdan çıkmıyor. Gerçekten hayranlık duyulası bir performans. Ne sizi melankolik bir boğuma sokup ağlatmaya çalışıyor ne de durağanlığıyla sizi boğuyor.
Woody babasının eski çiftliğinin tarlasına bakarken David ona “Hiç baban gibi çiftçilik yapmak istedin mi?” diye sorar. Woody ise “Hatırlamıyorum. Önemli de değil” diye cevaplar. O kadar sıkıcı bir hayat yaşamıştır ki, ne olmak istediğini, hayallerini bile hatırlayamaz Woody. O kadar sıkıcı bir hayat yaşamıştır ki, piyango şirketinden gelen sahte mektup, hayatında ilk kez iyi bir şeyin olacağına dair tek umududur. Woody mektubun sahte olduğunu bilir, ama yine de Lincoln'e gitmek ister çünkü “Hayatımda bir kez olsun iyi bir şey yapmaya çalıştım, denedim.” demek ister. Bu mektup Woody'nin tek umududur. Hayatı boyunca yufka yürekli, kolay kandırılan bir alkolikti. Bu mektup, çocuklarına ve bu dünyaya iyi bir şey bırakmak için onun tek umududur çünkü insanların onu hatırlayacak hiçbir şeyi yoktur. Ne hayalindeki gibi bir kamyoneti vardır ne de onu seven dostları. O mektup, Woody'nin belki de boş, sıkıcı, umutsuz, yaşanmışlıklarla dolu olmayan hayatına yapabileceği tek eklemedir; umutsuzluklarla dolu bir hayatta onun uzun zaman sonra başına gelen tek güzel ve umut verici şeydir. Belki de onu hayata bağlayan son şey idir. Bu yüzden o mektup ona göre bir dolandırıcılık değil de hatırasız geçen bir hayata bir hatıra yaratma şansıdır. Woody’nin tek istediği şey şu: Öldüğünde çocukları “Babamız bir kere de olsa bir şey için yola çıktı” desin. Yani Woody mektubun sahte olduğunu biliyor, aptal değil. Ama bu mektup ona on yıllardır sahip olmadığı bir şey veriyor: Denediğini söyleyebileceği bir amaç, uğruna emek gösterdim diyebileceği bir şey. Nebraska; bir adamın zengin olma çabasını anlatmaz, bir adamın hayatının son kısmında geriye ufak da olsa bir şeyler bırakma çabasını anlatır. Woody'nin kanıtlamak istediği tek şey kendi hayatına seyirci kalmadığı, onun da bu dünyaya bir şeyler bırakabildiği idi. Bu açıdan bana favori filmim olan Ikiru'yu anımsattı.
Woody, nazik insanları ödüllendirmeyen bir dünyada nazik, yufka yürekli, iyi niyetli ama bu iyi niyeti yüzünden kolayca suistimal edilebilen bir adamdı. Bu suistimaller ve savaş onu sessizce alkole sürüklemiş olabilir. Ama o kimseye zarar vermeye çalışmayan sakin bir adamdı. Bu açıdan da Ahlat Ağacı'ndaki İdris karakterini hatırlattı bana.
Performansı da bu yüzden bu kadar övüyorum zaten: Bruce Dern umut ve hayal peşinde koşan bir adamı oynamıyor, aksine hiç umuda sahip olmadan bir hayatı tüketen ve bundan bıkmış bir adamı oynuyor; umutsuzluktan bıkmış bir adamı oynuyor. Hele ki o mutfakta oturup tek başına ayran içtiği sahne...benim için en vurucu sahneydi. Woody'nin tüm hislerini bize aktarıyor Bruce Dern. Bu performansa bir oyunculuk dersi demem ama bir insanlık dersi derim.
Alexander Payne, filmlerinde yarattığı dünyalar filmden çok önce var olmuş ve filmden çok sonra da var olmaya devam edecekmiş gibi hissettiren eşsiz bir yeteneğe sahip bence. Bizim gördüğümüz ise bu dünyanın sadece kısa bir kesiti. O bizi, sanki bu dünya gerçekten var gibi, onun ortasına atıyor. Bu da her şeyi çok gerçekçi ve insani kılıyor bence. Bence bu harika çünkü kimse hayatının tamamını bir sinema salonunda geçirmez. Sadece 2-3 saat otururlar. Neden onlara tüm hayatı anlatmaya çalışalım ki? Geçtiğimiz haftalarda Train Dreams'i tam bu sebepten eleştirmiştim. Hayatın sadece bir parçası yeterli olacaktır ve izleyiciler geri kalanını kendileri doldururlar. Ben bu filmde böyle yaptım mesela. Woody 80 yaşında ve onun hayatının beş gününe şahit oluyoruz sadece, geri kalan hayatı hakkında da arada sırada az buz bilgi veriliyor ama oyunculuk o kadar iyi ki tüm detayları beynim kendiliğinden doldurdu.
Film Better Call Saul'un son 4 bölümüne bayağı benziyor bu arada kesin Bob Odenkirk esinlenmiş bu filmden. Filmin siyah beyaz olması çok iyi bir karar olmuş. Renkler kalabalık yapardı sadece. Böylece eski bir anı tadında olmuş. İnsanı yavaş yavaş içine çeken bir yapısı var. Amerika’nın ve Amerikan Rüyasının sandığımız kadar renkli ve patlayıcı olmadığını gösteriyor bize.
Kısacası Nebraska; felsefesiyle değil de yaşanmışlığıyla, anlattığı öykünün sıradanlığının evrenselliğiyle ve de oyunculuklarıyla uzun bir süre aklımdan çıkmayacak bir film. Nebraska büyük bir film değil ama çok derin bir film.
#webteizle