Stalker
Çoğu film zaten var olan soruların cevabını arar, ama bu film kendi sorularını yaratıp, yine kendisi çözüyor o soruları. Soruların cevabını bulmak için izlediğinizi sanıyorsunuz ama kendinizi daha fazla soru sorarken buluyorsunuz. Bu izlenecek bir film değil, resmen iki buçuk saatlik yoğun bir felsefe seansı. Sanki bir film değil de bir Kierkegaard ya da J.P. Sartre kitabı gibi. İzlediğimiz filmlerin çoğu film olmaya çalışır ama bu onun da ötesine geçiyor, bu filme anca varoluşsal temaların derin bir keşfi diyebiliriz ki o bile az kalır. İz Sürücü bir film değil, bir tefekkür seansı, bir ruhsal yolculuktur. İzleyen değil, katılan kazanır. Film Eduard Artemyev'in melankolik ama vurucu melodileri ile bir üst seviyeye taşınıyor. Lütfen slowburn filmlerden nefret ediyorsanız bile bu filme bir göz atın. Ben de Tarkovski'nin tüm filmlerini daha izlemedim ama İz Sürücü baya anlaşılır bir plota sahip diğerlerine kıyasla, mesela Tarkovski'den Ayna'yı sevenler hep şey diyor: ''Abi anlamayacaksın, hissedeceksin. Ayna anlamanın değil, hissetmenin sinemasıdır''. Ayna'yı beğenmedim diyemem ama bence sinemada ''hissetmenin sineması'' diye bir tabir olmamalı. Bence seyirci bir filmi ne kadar iyi anlarsa o kadar iyi hisseder. Yani kısacası; Anlam duyguyu doğurur. Bu yüzden de, bana göre filmler hissetme ve anlama arasında bir denge kurmalı. Ayna bunu ihmal ediyor biraz. Ayna güzel filmdi ama bence hissetme tarafına bu kadar yönelmemeliydi, Ayna'yı sevmeyenler de bence Ayna'yı anlayamadıkları için hissedemiyorlar, o yüzden sevmiyorlar. Ne de olsa o çocukluktaki kulübe Tarkovski için anlamlı, ama seyirci için değil, o yüzden de seyirci o bağı kurmakta zorlanabiliyor. Bu yüzden de yönetmen biraz seyirciyi elinden tutmalı bence, seyirciye tutunacak bir dal vermeli. İz Sürücü bunu çok dengeli bir şekilde yapıyor. İz Sürücü bence onun filmleri arasında seyircinin en rahat ve dengede yürüyebildiği film olduğu için en özeli, bir yandan çok somut diğer yandan çok soyut. En önemli özelliği de bu. Bence Ayna'da Tarkovski seyirciyi onunla birlikte yürümeye zorlarken, İz Sürücü'de seyirci onunla beraber su gibi akıyor, hiç bir zorlama olmadan.
Belli bir yerin derinliklerine yapılan yolculuğu konu alan filmlere, güzel işlenmişse bayılıyorum. Misal F.F. Coppola'nın Apocalypse Now filmine bayılırım. Orada nehir metaforu ile insan ruhunun derinliklerine yapılan bir yolculuk konu alınmıştı. Burada da ''Bölge'' metaforu ile insan arzusunun en derinliklerine yapılan yolculuk konu alınıyor. Bölge sadece bir metafor çünkü filmin çatışmasını Bölge değil, birbirinin tamamen zıttı (İnanç- İz Sürücü, Sanat ve duygu- Yazar, Bilim ve Akıl- Profesör) olan üç karakterin içsel arzu ve çatışmaları oluşturuyor. Kurgusu harika filmin zaten, çünkü geleneksel tarzın aksine dramatik olaylara değil, karakterlerin içsel yolculuğuna hizmet ediyor. "En derin arzun nedir?" sorusu, filmde hem fiziksel hem de metafiziksel bir yolculuğun ana ekseni olarak görülüyor. Amma velakin, üç ana karakterimiz Bölge'nin en derin noktasına yani Oda'ya ulaştığında hiçbiri giremiyor. Çünkü hepsi en derin arzusuyla yüzleşmekten korkuyor, gerçekte oldukları kişilerden korkuyorlar. Tarkovski bunu bize Kirpi isimli ve filmde sadece adı geçen bir karakterle anlatıyor. Bir İz Sürücü olan Kirpi, Oda'ya girmesi yasaklı olmasına rağmen girer ve ölü kardeşini diriltmeyi diler. Oda'dan çıktığında çok zengin olmuştur, çünkü gerçek arzusu budur. Bir hafta sonra da kendini asar. Oda sana ne istediğini sormaz, sana sadece en derin arzunu verir.
Üç ana karakterimizin hiçbiri Oda'ya girememiştir ama hepsi de aradıkları şeyi bulmuştur. Onları değiştiren ve aradıklarını bulmalarını sağlayan şey ise Oda ya da Bölge değil, oraya yapılan yolculuk olmuştur. Önemli olan varış noktası değil, yolculuğun kendisidir. O yolculukta karakterlerimizin hepsi kendi iç dünyaları ile yüzleşmiştir, bunu sağlayan şey Oda'ya girmek değil, yolculuktur. Kendileri ile yolculuk sayesinde yüzleşmişlerdir zaten, Yazar da bunun farkına varmıştır. Hepsi yolculukta sınanmıştır ve kendini anlamıştır, kendini anlamak için Oda'ya falan ihtiyaç yoktur. İnsan kendi içini anlarsa zaten böyle Oda ya da Bölge gibi saçmalıklara gerek kalmaz. Tarkovski'nin vermeye çalıştığı mesaj budur, burada J.P. Sartre etkisini görmek mümkün.
Tarkovski'nin İz Sürücüsü, felsefi açıdan izlediğim açık ara en derin ve kaliteli iş.
#youtube