Winter Sleep
Beni 195 dakika boyunca ekrana kitlemesi sebebiyle bayıla bayıla izlediğim, ama baş karakterin yeterince derin olmadığını düşündüğüm bir film. Film, boyunca bir entelektüelin sorunlarını izliyoruz, daha derin olabilirlerdi; hele ki bu kadar uzunken film. Ama filmin tek sıkıntısı bu bence, onun dışında resmen Kapadokya’ya ışınlandım diyebilirim; Hamdi Hoca’nın Aydın’a yaptığı ziyaretlerde bizzat ben rahatsızlık duydum, özellikle Necla ile Aydın’ın tartıştığı sahneyi yerinden canlı izliyormuşum da ağzıma bant çekildiği için konuşamıyormuşum gibi geldi. Doğallığın zirvesi kesinlikle bu film, Haluk Bilginer’in yeteneği ile N.B. Ceylan’ın mükemmeliyetçiliği ile birleşince aşırı gerçek bir iş çıkıyor ortaya.
Aradan 1-2 saat geçti ve üzerine düşününce fark ettim ki: Yeterince derin değil derken yanılıyormuşum, Aydın filmin başında da entelektüel, sonunda da entelektüel ama bunlar çok farklı entelektüellikler Şimdi biraz daha anlıyorum, Aydın sürekli içinde yatan gizli gerçekten kaçıyordu, sürekli kendi haklılığını yeniden üretiyordu yani kısacası şöyle diyordu "Ben Doğruyum, onlar yanlış. Onlar bana neyin yanlış neyin doğru olduğunu söylemezler, çünkü ben entelektüelim ve onlar değil". O yüzden Aydın filmin sonunda kendi gerçekliğini kabul ediyor aslında, Necla’nın deyimiyle "Sürekli Zeytinyağı gibi üste çıkmaya çalışan" Aydın, filmin sonunda Nihal’in haklı olduğunu kabul ediyor ve ona diyor ki: Kölen olarak olsa bile yaşarım, seni o kadar seviyorum. Bunlar filmin başındaki Aydın’ın asla söylemeyeceği şeyler aslında. Yani N.B Ceylan burada yargı oklarını da bazen kendimize yöneltmemiz gerektiğini söylüyor ve bununla huzura ulaşabileceğimizi de belirtiyor. Yani Aydın İstanbul’a gitmedi ve Taşrada kaldı, niye mi? Çünkü kendiyle yüzleşti, İstanbul’u gidip gelseydi, kendi gerçekleriyle asla yüzleşmeseydi, Nihal’ın yanına döndüğünde yine sıkıcı hayatlarına devam edeceklerdi ve ikisi de birbirinden nefret etmeye devam edecekti ama Aydın değiştiği için kaldı. Aydın da kendini bir "entelektüel" olarak gördüğü için İstanbul’a kaçıp tanımadığı insanlarla tekrar “yüzeyselliğine” sığınabilirdi ama o bu zor taşrada kalıp gerçek bir entelektüelin yapacağını yaptı: Zor koşullarda kalıp aynada kendi hakikati ile yüzleşti. Yani kısacası Aydın çakma ve kibirli bir entelektüel olarak başladı ama gerçek bir entelektüel olarak bitirdi filmi. Entellektüel olmak, bilmek değil; kabullenmek ve dönüşmektir. Filmin ismi de çok anlamlı aslında: Aydın, hayatı boyunca taşrada kış uykusuna yatmış; tıpkı kış uykusundaki bir hayvan gibi, hayatla temasını kesmiştir
filmin sonunda ise o kış uykusundan uyanır. Artık kendini suçlayabilmektedir, “Kış Uykusu” bir metafor değil sadece, bir teşhistir. Yani kısacası film der ki: Kış uykusundan uyanmak, ancak insan aynaya bakınca mümkün.
#webteizle