The Fire Within
adı bu kadar çeşitli çevrilen başka bişey görmedim folklorda ,,bataklık ateşi,, geceleri bataklıklarda oluşan gazların yanmasıyla ortaya çıkan, yolcuları peşinden sürükleyen, yaklaştıkça kaybolan aldatıcı ve tekinsiz bir ışıktır. olarak geçiyor ama içimizdeki ateş,hayalet ışık,ateşle oyun gibi bu minvallerde isimleri var olayı bilmeniz yeterli neyse
filmi kitaptan çok daha üstnm bir noktada durduğunu düşünüyorum
çünkü kitapta
alainin zihnine hapsolmuşuzdur yazarın tanrısal bakış açısı kullanması, alainin ve çevresindeki burjuva çevrelerinin tüm iç seslerini ve düşüncelerini önümüze döker ancak burada acı bir gerçek ortaya çıkar: alain,,,, dostoyevskinin yeraltı adamı ya da sartreın bulantıdaki antoinesi kadar derinlikli bir larater değildir sayfa sayıları yaklşık olduğu olduğu i.in bu örnekleri verdim kıyas dahi edilemeyecek onlarca kişi var. alain, derin bir varoluşçu değil, bütünüyle sığ, yorgun ve tembel bir figürdür roman boyunca bu sığ karakterin zihninde saatlerce kalmak,karakterin o şımarık tükenmişliğine karşı yoruyor en azından bu türde daha önce okuma yaptıysanız
filmde ise tanrısal bakış yerini "hissedilen bir boşluğa" bırakır
sadece alainin yüzü ve eylemsizliğiyle baş başa kalırız
sesler duymadığımız için boşluğu biz doldururuz. alainin o tükenmişliğinde kendi varoluşsal sancılarımızı,anhedonik günlerimizi ve modern zamanın dertlerini görürüz. karakter bize dönüşür, biz karaktere dönüşürüz.filmin romandan çok daha iyi hissettirmesinin vebaşyapıt sayılmasının sebebi bu sessiz yansıtma alanıdır
bunları adam akılı incele yapmış herhangi birinden duyabilirsiniz kişisel olarak birşeye daha değincem tamamen doğru olmayabilir
teorim ikiye bölünmüşlükle ilgili film ve kitap boyu alaiinin takındığı maske son derece net: her şeyi görmüş, her şeyi tüketmiş, hiçbir şeyi umursamayan, dünyaya karşı bütünüyle kayıtsız bir lavuk
-yazarın 1929da intihar eden arkadaşından ilham alarak yazdığını ama kendisinin de 1945te intihar ettiğini biliyoruz.tyt paragraf sorularindan da herhangi bi eseri yazarindan bagimsiz degerlendirilemiyeceginide anlamissinizdir-
Bence alainin bu tavrı, aslında yazarın (ve karakterin) bürünmek istediği havalı, yenilmez bir zırhama finalde ekrana gelen o not ("sizi sevmediğim için, beni sevmediğiniz için kendimi öldürüyorum. üzerinizde silinmez bir leke bırakıyorum") umursamaz birinin değil; çok umursamış, sevilmemekten yara almış, öfkeli ve insanları cezalandırmak isteyen birinin satırları bu sapmayı anca
Kitap ve film boyu alaini, sonda ise yazarın çıpkalığını ve çaresizliğini görüyoruz diyerek açıklarım
Hata,özür,görüntüde kaba özünde narin,bitkin
>
Uyanmayı bekler sabahına uyur
bunu farkettikten sonra yavuz cetinin satılık albümü dinlerkenkine benzer hislerle re read ve re watch yaptım-ozur dilerim ama intihar sanat eserlerine ilgimi arttrıyor--,,,,filme de çevremdekiler ya 10 yada 3 veriyo, 3 verenlerin ılık avupalılardan usandığını düşünerek abartmayın la 7,,8 falan iyi gibi diyoruz
herhangi bi radiohead parcasini uyumsuzluk ve hissizlik yonunden filme tercih ederim
filmden fav repliklerim
La fête est finie.(parti bitti)
lin pestosal
Bizimle mısıra gel güneş o insanların içinde
ayrıca
Kaç sene geçti bu şekilde?
>
Anladım, çok geç artık üzülsem de
>
Ellerim hep soğuk, kalbim ince
>
Kendimi hapsettim bu bedende
>
Bir ışık belirdi dalgalar üzerinde
>
Yavaşça en dibe çöktüm
>
Ağırlaşan nefesimle
>
Hüzün mü bu, beni böyle hissettiren?
>
Hüzün mü bu, beni hep hissizleştiren?
apayrıca
open.spotify.com/playlist/5ifCk8agjMhhNMpxPPZvsE?si=d7302a6ef7f24626
for who biliyodur thanks