The Batman
"I'm vengeance!"
Çok uzun zamandır bir filmi bu derece heyecanla beklediğimi hatırlamıyorum. Bu yıl çıkacak filmler arasından açık ara en çok beklediğim yapım olan Matt Reeves'in The Batman'i, tatmin olmuş bir şekilde ayrılmayı çok ama çok istediğim bir filmdi ve öyle de oldu. Devasa olan beklentilerimin neredeyse tamamını karşılayan The Batman kesinlikle son zamanların en iyi işlerinden biri. Henüz Snyder's Cut veya WW84 gibi işleri izlememiş olsam da DC'nin de çok uzun süredir en iyi işi olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Batman'in Gotham'daki ikinci yılını konu alan filmde en son Tim Burton ve Joel Schumacher'ın Batman filmlerinde izlediğimiz Riddler ve Penguin gibi karakterler yer alıyor. Ayrıca her ne kadar genel olarak pek sevmediğim bir karakter de olsa Catwoman da filmin en iyi yanlarından.
Her şeyden önce filmin atmosferine değinmek gerek. The Batman'de yağmurun hiçbir zaman durmadığı, kapkaranlık bir Gotham portresi çizen Matt Reeves'in herkesin de söylediği gibi Zodiac ve özellikle Se7en'dan oldukça esinlendiğin aşikâr. Ancak filmin Se7en'a benzeyen tek yanı atmosferi değil. Gerek Riddler'ın cinayetleri gerekse Batman ile Commissioner Gordon'ın ikili ilişkisi ve diyalogları olsun filmin Se7en'ı anımsatan çok fazla yanı var. Film, 'dünyanın en iyi dedektifi' olarak bilinen Batman'in bu yönüne şimdiye kadar en çok ve en iyi şekilde değinen Batman filmi aynı zamanda. Bu filmin en çok hoşuma giden yanlarından biri oldu.
Film teknik açıdan dört dörtlük. Cloverfield ve Planet of the Apes serisinin devam filmleri gibi filmlerin yönetmenliğini üstlenen Matt Reeves ve geçtiğimiz senenin en iyi filmlerinden olan ve çok başarılı bir sinematografiye sahip Dune'un da görüntü yönetmenliğini yapan Greig Fraser The Batman'de harika bir uyum yakalamış ve mükemmel bi iş çıkarmışlar. Filmin bazı kareleri cidden sanat eseri gibi.
Sinemaseverlerce en çok merak edilen ve benim de çok merak ettiğim konulardan biri olan Robert Pattinson'ın Batman'ine de biraz değinmek gerek. En iyi Batman'in kim olduğu hayranlar tarafından çokça tartışılan ve çok farklı fikirlerin olduğu bir konu. Benim bu filmi izleyene kadarki favorim hem en iyi Batman hem de en iyi Bruce Wayne olarak Christian Bale'di ama Robert Pattinson en iyi Batman unvanını Christian Bale'den alabilecek gibi duruyor. Bruce Wayne konusundaysa kafam bir hayli karışık. Pattinson'ın Bruce Wayne'ini bu filmde yeteri kadar göremesek de iyi bir Bruce Wayne olacağı konusunda da ben dahil çoğu kişinin güvenini kazandı.
Benim için çok önemli unsurlardan olan Batman kostümü ve Batmobile'den de biraz bahsetmek istiyorum. Pattinson'ın Batman kostümü şu ana kadar Batman filmlerinde gördüğüm en iyi Batman kostümü olabilir. Batman'in filmde inanılmaz havalı bir kostümü var. Ancak Batmobile konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Nolan filmlerindeki tankı aratmayan Batmobile'e bayılan biri olarak bu filmdeki Batmobile'i görünce biraz hayal kırıklığına uğradım ama bu hayal kırıklığını Batman'in daha ilk yıllarında olmasına veriyorum.
Yan karakterler ve ana kötü Riddler da filmde çok önemli rol oynuyor. There Will Be Blood ve Prisoners filmlerindeki performanslarıyla beni kendine hayran bırakan Paul Dano, Riddler rolünde olağanüstü bir performans sergilemiş, malum bir sahnedeki sırıtışı tüyler ürperticiydi. Zoë Kravitz'in Catwoman'ını ise şaşırtıcı şekilde beğendim. Catwoman hiçbir zaman bayıldığım bir karakter olmadı, herkesin bayıldığı Michelle Pfeiffer'ın Catwoman'ı çoğunluğun aksine sinema tarihinde en nefret ettiğim karakterlerden birisi. Anne Hathaway'in Catwoman'ı ise her ne kadar bunu biraz güzelliğine borçlu olsa da sevdiğim bir karakterdi. Zoë Kravitz de gerçekten bağ kurulabilen bir Catwoman ortata koymuş. Her ne kadar gözlerim Michael Caine'i aramadı diyemesem de Andy Serkis'in Alfred'i de gayet başarılıydı. Yine aynı şekilde Lieutenant Gordon rolünde de gözlerim Gary Oldman'ı arasa da Jeffrey Wright'ın performansı da takdir edilesiydi. Carmine Falcone'u canlandıran John Turturro da iyi bir oyunculuk sergilemiş. Son olarak her ne kadar yüzü makyajdan tanınmayacak hâle gelmiş olsa da usta isim Colin Farrell de Penguin rolünde çok iyi iş çıkarmış.
Filmin Michael Giacchino tarafından bestelenen müzikleri de en güçlü yanlarından. Filmde çok kez duyduğumuz ana tema müziği filmi izledikten sonra tekrar tekrar dinlediğim ve muhtemelen daha çok kez dinleyeceğim bir parça oldu. Nirvana'nın Something in the Way şarkısının da filmde kullanımına ve çaldığı sahneye kattığı havaya bayıldım.
Ve benim filmi izlemeden önce çok merak ettiğim soruya gelecek olursak: The Batman, Dark Knight'tan iyi mi? Açıkçası ben The Batman'in Dark Knight'tan daha iyi olmasını beklemiyordum, bunun çok acımasızca bir beklenti olacağını düşünüyordum. Şayet bu düşüncemde haklıymışım çünkü The Batman, Dark Knight'tan daha iyi değil. Zaten bunu beklemek de aptallık olurdu. Dark Knight benim için gelmiş geçmiş en iyi filmlerden biri ve tartışmaya kapalı şekilde en iyi süper kahraman filmi. Muhtemelen de daha iyisi gelmeyecek. En azından benim için. Evet, The Batman çok çok iyi bir film ama Dark Knight çıtayı öyle bir noktaya koydu ki bir daha o noktaya çıkılması neredeyse imkansız. Matt Reeves muhteşem bir film çekmiş ama Nolan'ın seviyesi bambaşka. Ancak bu demek değil ki bu film benim için bir hayal kırıklığı. Hayır tam aksine bu film benim inanılmaz tatmin olmuş ayrıldığım, en sevdiğim süper kahraman olan Batman'i inanılmaz zevk alarak izlediğim bir yapım oldu. Her bir saniyesinden zevk aldım filmin. Muhtemelen vizyondan çıkmadan birkaç kere daha izleyeceğim ve her izleyişimde de filmden aynı zevki alacağım. Ancak yıllardır beklediğim bir filmin beklentilerimi karşılaması çok tatmin edici bir his olsa da artık içimde bir boşluk var gibi hissediyorum. Hayatım boyunca belki de en büyük heyecanla beklediğim film çıktı ve son aylardakinin aksine artık kafamda yeni Batman filminin nasıl olacağına dair bir soru olmayacak. Her ne kadar bu duruma alışması zor olacak olsa da en azından film çok iyi ve hayal kırıklığına uğramadım.