kendi köksüzlüğünde ve sevgisiz hayatında anlam bulmaya çalışan babamın bizim kafkas göçmeni olduğumuzu söyleyip durduğu bir çocukluk geçirdim ben. ahıska diye bir yer, küçük bir çocuğun aklı için çok soyut bir ayrıntının defalarca zihnime kazındığı bir çocukluk. ve tabii orta asya'nın zulme uğrayan halklarının ortak kaderleri, bir hayalet daha dolaşıyordu bizim evde, çeçenistan'ın hayaleti. ve bugün hatıra'yı izlerken sonradan cevher dudayev olduğunu öğrendiğim çeçen lideri görür görmez tanıdığım an, zihnimde çoktan paslanmış bir kapı açıverdi. ben bu resmi defalarca kez görmüştüm, babamın kitaplarında, dergilerinde, o sessiz ve soğuk öğleden sonralarında. hatıra bir başka yerden vurdu beni bu yüzden, zaten biçimsel tercihleri, kurgusu ve oyunbaz belgeselliği ile beni tek başına kendine bağlayıverecek film, çocukluğumun üzerinde gezen gaz ve toz bulutlarından birini de kaldırıverdi. çecenistan soyut bir çocukluk sayıklaması değilmiş, orada bir yerlerde etten, kemikten ve topraktanmış. yıllar yıllar sonra oradan gelen harika bir kadının sanatıyla, çocukluğumuzun soğuk odalarının nasıl da bambaşka ama özünde nasıl da benzer ve nasıl da acılı olduğunu anlayacakmışım.
benim çocukluk ve yetişkinlik yalnızlığımdan koruyan sığınağım, sinemam, sen olmasan ne yapardım bilmiyorum.