Peruklu, teatral kıyafetler giyen, histerik bir kadının bağırış çağırışlarını, duygu patlamalarını ve attığı tiratları 2 saat boyunca izlemek kulağa fazlasıyla yorucu geliyor ama Fassbinder bunu öyle stilize bir formda sunuyor ki karakterlerin monologları ve harikulade planlar içinde kaybolup gidiyor insan. Film hakkında çok bir şey yazmayacağım sadece birkaç noktaya kısaca değinmek istiyorum. Birincisi, planlar gerçekten akılalmaz derecede iyi. Karakterlerin hiçbir zaman aynı düzlemde konumlanmaması bende inanılmaz bir estetik tatmin yarattı. Ayrıca bu tercih, karakterlerin fiziksel olarak yakın olsa da duygusal olarak ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Bu kadar etkilenince görüntü yönetmeni kimmiş diye baktım ve Michael Ballhaus ismine ulaştım. Zaten bu filmden birkaç yıl sonra Scorsese adamı keşfetmiş ve birçok filmde beraber çalışmışlar. İkinci olarak Petra von Kant çok güçlü, derinlikli ve ustaca yazılmış bir karakter; bunda Margit Carstensen’in acayip performansının payı büyük tabii. Bana biraz Bergman filmi karakterlerini anımsattı hem karakter hem de performans. Son olarak da film bittiğinde finaline çok anlam verememiştim ama üzerine düşünüp bir iki şey okuyunca çok daha anlamlı geldi ve filmi gözümde daha da güzel yaptı. Çok iyi film yani kısacası, hem göze hem akla hem de kalbe çok hitap ediyor.
Peruklu, teatral kıyafetler giyen, histerik bir kadının bağırış çağırışlarını, duygu patlamalarını ve attığı tiratları 2 saat boyunca izlemek kulağa fazlasıyla yorucu geliyor ama Fassbinder bunu öyle stilize bir formda sunuyor ki karakterlerin monologları ve harikulade planlar içinde kaybolup gidiyor insan. Film hakkında çok bir şey yazmayacağım sadece birkaç noktaya kısaca değinmek istiyorum. Birincisi, planlar gerçekten akılalmaz derecede iyi. Karakterlerin hiçbir zaman aynı düzlemde konumlanmaması bende inanılmaz bir estetik tatmin yarattı. Ayrıca bu tercih, karakterlerin fiziksel olarak yakın olsa da duygusal olarak ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Bu kadar etkilenince görüntü yönetmeni kimmiş diye baktım ve Michael Ballhaus ismine ulaştım. Zaten bu filmden birkaç yıl sonra Scorsese adamı keşfetmiş ve birçok filmde beraber çalışmışlar. İkinci olarak Petra von Kant çok güçlü, derinlikli ve ustaca yazılmış bir karakter; bunda Margit Carstensen’in acayip performansının payı büyük tabii. Bana biraz Bergman filmi karakterlerini anımsattı hem karakter hem de performans. Son olarak da film bittiğinde finaline çok anlam verememiştim ama üzerine düşünüp bir iki şey okuyunca çok daha anlamlı geldi ve filmi gözümde daha da güzel yaptı. Çok iyi film yani kısacası, hem göze hem akla hem de kalbe çok hitap ediyor.