konusu ne diye sorulursa? diye ekleyeyim hemen: dörtlü bir arkadaş grubu var ve her biri arkadaş, onların lisede iken neler yaptıklarını başlarından neler geçtiğini anlatıyor ancak ana karakterimiz olan Judy-Jude St. Francis üzerinde daha çok duruluyor ve devam ettikçe de onun geçmişine dair şeyler öğreniyoruz, oyunda öyle akıp gidiyor.
kitabını okurken ki hissin tekrardan yaşanacağını düşünmemiştim ki, daha da kötüydü. bazı şeyler sansürlü söylense ve gösterilse de, canlı izlemek çok daha gerici ve üzücüydü cidden. hanya ablamız kitabı yazarken ne düşünmüştü bilmiyorum ama kitap cidden çok tetikleyici, fazla üzücü ve yani nasıl açıklarım bilmiyorum ama okuduğunuz-tiyatroyu izlediğiniz bazı kısımlarda karnınız sıkışıyor böyle. o kadar korkunç bir his ki, anlatamam kitabı türkçeye çevrilmiş haliyle sekiz yüzlü sayfalardaydı galiba ve ben bunu dört günde bitirmiştim. tiyatrosu da baya uzundu 3 saatten fazlaydı ve onu da tek oturuşta izledim. cidden Jude'u o kadar çok seviyorum ve ona bazı konularda onla o kadar iyi empati yapabiliyorum, ki zaten bu beni üzen ve daha çok yoran şey oluyor. bu yüzden bir şey de diyemiyorum, yaptığı iki üç yanlışı bile umursamıyorum. çünkü cidden oyunda her şeyi en çok hakkeden o. kısacası kitaba uygun ve güzel bir şekilde yapılmış bir oyundu, tekrardan aynı duyguları hissetmek ise harikaydı. hanya ablamız çok iyi yazmış cidden.
“𝘞𝘩𝘰 𝘢𝘮 𝘐? 𝘞𝘩𝘰 𝘢𝘮 𝘐?”
“𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘑𝘶𝘥𝘦 𝘚𝘵. 𝘍𝘳𝘢𝘯𝘤𝘪𝘴. 𝘠𝘰𝘶 𝘢𝘳𝘦 𝘮𝘺 𝘰𝘭𝘥𝘦𝘴𝘵, 𝘥𝘦𝘢𝘳𝘦𝘴𝘵 𝘧𝘳𝘪𝘦𝘯𝘥. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘴𝘰𝘯 𝘰𝘧 𝘏𝘢𝘳𝘰𝘭𝘥 𝘚𝘵𝘦𝘪𝘯 𝘢𝘯𝘥 𝘑𝘶𝘭𝘪𝘢 𝘈𝘭𝘵𝘮𝘢𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘧𝘳𝘪𝘦𝘯𝘥 𝘰𝘧 𝘔𝘢𝘭𝘤𝘰𝘭𝘮 𝘐𝘳𝘷𝘪𝘯𝘦, 𝘰𝘧 𝘑𝘦𝘢𝘯-𝘉𝘢𝘱𝘵𝘪𝘴𝘵𝘦 𝘔𝘢𝘳𝘪𝘰𝘯, 𝘰𝘧 𝘙𝘪𝘤𝘩𝘢𝘳𝘥 𝘎𝘰𝘭𝘥𝘧𝘢𝘳𝘣, 𝘰𝘧 𝘈𝘯𝘥𝘺 𝘊𝘰𝘯𝘵𝘳𝘢𝘤𝘵𝘰𝘳, 𝘰𝘧 𝘓𝘶𝘤𝘪𝘦𝘯 𝘝𝘰𝘪𝘨𝘵, 𝘰𝘧 𝘊𝘪𝘵𝘪𝘻𝘦𝘯 𝘷𝘢𝘯 𝘚𝘵𝘳𝘢𝘢𝘵𝘦𝘯, 𝘰𝘧 𝘙𝘩𝘰𝘥𝘦𝘴 𝘈𝘳𝘳𝘰𝘸𝘴𝘮𝘪𝘵𝘩, 𝘰𝘧 𝘌𝘭𝘪𝘫𝘢𝘩 𝘒𝘰𝘻𝘮𝘢, 𝘰𝘧 𝘗𝘩𝘢𝘦𝘥𝘳𝘢 𝘥𝘦 𝘭𝘰𝘴 𝘚𝘢𝘯𝘵𝘰𝘴, 𝘰𝘧 𝘵𝘩𝘦 𝘏𝘦𝘯𝘳𝘺 𝘠𝘰𝘶𝘯𝘨𝘴. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘕𝘦𝘸 𝘠𝘰𝘳𝘬𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶 𝘭𝘪𝘷𝘦 𝘪𝘯 𝘚𝘰𝘏𝘰. 𝘠𝘰𝘶 𝘷𝘰𝘭𝘶𝘯𝘵𝘦𝘦𝘳 𝘧𝘰𝘳 𝘢𝘯 𝘢𝘳𝘵𝘴 𝘰𝘳𝘨𝘢𝘯𝘪𝘻𝘢𝘵𝘪𝘰𝘯; 𝘺𝘰𝘶 𝘷𝘰𝘭𝘶𝘯𝘵𝘦𝘦𝘳 𝘧𝘰𝘳 𝘢 𝘧𝘰𝘰𝘥 𝘬𝘪𝘵𝘤𝘩𝘦𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘴𝘸𝘪𝘮𝘮𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘣𝘢𝘬𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘤𝘰𝘰𝘬. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘳𝘦𝘢𝘥𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶 𝘩𝘢𝘷𝘦 𝘢 𝘣𝘦𝘢𝘶𝘵𝘪𝘧𝘶𝘭 𝘷𝘰𝘪𝘤𝘦, 𝘵𝘩𝘰𝘶𝘨𝘩 𝘺𝘰𝘶 𝘯𝘦𝘷𝘦𝘳 𝘴𝘪𝘯𝘨 𝘢𝘯𝘺𝘮𝘰𝘳𝘦. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢𝘯 𝘦𝘹𝘤𝘦𝘭𝘭𝘦𝘯𝘵 𝘱𝘪𝘢𝘯𝘪𝘴𝘵. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢𝘯 𝘢𝘳𝘵 𝘤𝘰𝘭𝘭𝘦𝘤𝘵𝘰𝘳. 𝘠𝘰𝘶 𝘸𝘳𝘪𝘵𝘦 𝘮𝘦 𝘭𝘰𝘷𝘦𝘭𝘺 𝘮𝘦𝘴𝘴𝘢𝘨𝘦𝘴 𝘸𝘩𝘦𝘯 𝘐’𝘮 𝘢𝘸𝘢𝘺. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘱𝘢𝘵𝘪𝘦𝘯𝘵. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘨𝘦𝘯𝘦𝘳𝘰𝘶𝘴. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘣𝘦𝘴𝘵 𝘭𝘪𝘴𝘵𝘦𝘯𝘦𝘳 𝘐 𝘬𝘯𝘰𝘸. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘴𝘮𝘢𝘳𝘵𝘦𝘴𝘵 𝘱𝘦𝘳𝘴𝘰𝘯 𝘐 𝘬𝘯𝘰𝘸, 𝘪𝘯 𝘦𝘷𝘦𝘳𝘺 𝘸𝘢𝘺. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘣𝘳𝘢𝘷𝘦𝘴𝘵 𝘱𝘦𝘳𝘴𝘰𝘯 𝘐 𝘬𝘯𝘰𝘸, 𝘪𝘯 𝘦𝘷𝘦𝘳𝘺 𝘸𝘢𝘺. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘭𝘢𝘸𝘺𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘤𝘩𝘢𝘪𝘳 𝘰𝘧 𝘵𝘩𝘦 𝘭𝘪𝘵𝘪𝘨𝘢𝘵𝘪𝘰𝘯 𝘥𝘦𝘱𝘢𝘳𝘵𝘮𝘦𝘯𝘵 𝘢𝘵 𝘙𝘰𝘴𝘦𝘯 𝘗𝘳𝘪𝘵𝘤𝘩𝘢𝘳𝘥 𝘢𝘯𝘥 𝘒𝘭𝘦𝘪𝘯. 𝘠𝘰𝘶 𝘭𝘰𝘷𝘦 𝘺𝘰𝘶𝘳 𝘫𝘰𝘣; 𝘺𝘰𝘶 𝘸𝘰𝘳𝘬 𝘩𝘢𝘳𝘥 𝘢𝘵 𝘪𝘵. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘮𝘢𝘵𝘩𝘦𝘮𝘢𝘵𝘪𝘤𝘪𝘢𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘭𝘰𝘨𝘪𝘤𝘪𝘢𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘷𝘦 𝘵𝘳𝘪𝘦𝘥 𝘵𝘰 𝘵𝘦𝘢𝘤𝘩 𝘮𝘦, 𝘢𝘨𝘢𝘪𝘯 𝘢𝘯𝘥 𝘢𝘨𝘢𝘪𝘯. 𝘠𝘰𝘶 𝘸𝘦𝘳𝘦 𝘵𝘳𝘦𝘢𝘵𝘦𝘥 𝘩𝘰𝘳𝘳𝘪𝘣𝘭𝘺. 𝘠𝘰𝘶 𝘤𝘢𝘮𝘦 𝘰𝘶𝘵 𝘰𝘯 𝘵𝘩𝘦 𝘰𝘵𝘩𝘦𝘳 𝘦𝘯𝘥. 𝘠𝘰𝘶 𝘸𝘦𝘳𝘦 𝘢𝘭𝘸𝘢𝘺𝘴 𝘺𝘰𝘶.”
konusu ne diye sorulursa? diye ekleyeyim hemen: dörtlü bir arkadaş grubu var ve her biri arkadaş, onların lisede iken neler yaptıklarını başlarından neler geçtiğini anlatıyor ancak ana karakterimiz olan Judy-Jude St. Francis üzerinde daha çok duruluyor ve devam ettikçe de onun geçmişine dair şeyler öğreniyoruz, oyunda öyle akıp gidiyor.
kitabını okurken ki hissin tekrardan yaşanacağını düşünmemiştim ki, daha da kötüydü. bazı şeyler sansürlü söylense ve gösterilse de, canlı izlemek çok daha gerici ve üzücüydü cidden. hanya ablamız kitabı yazarken ne düşünmüştü bilmiyorum ama kitap cidden çok tetikleyici, fazla üzücü ve yani nasıl açıklarım bilmiyorum ama okuduğunuz-tiyatroyu izlediğiniz bazı kısımlarda karnınız sıkışıyor böyle. o kadar korkunç bir his ki, anlatamam kitabı türkçeye çevrilmiş haliyle sekiz yüzlü sayfalardaydı galiba ve ben bunu dört günde bitirmiştim. tiyatrosu da baya uzundu 3 saatten fazlaydı ve onu da tek oturuşta izledim. cidden Jude'u o kadar çok seviyorum ve ona bazı konularda onla o kadar iyi empati yapabiliyorum, ki zaten bu beni üzen ve daha çok yoran şey oluyor. bu yüzden bir şey de diyemiyorum, yaptığı iki üç yanlışı bile umursamıyorum. çünkü cidden oyunda her şeyi en çok hakkeden o. kısacası kitaba uygun ve güzel bir şekilde yapılmış bir oyundu, tekrardan aynı duyguları hissetmek ise harikaydı. hanya ablamız çok iyi yazmış cidden.
“𝘞𝘩𝘰 𝘢𝘮 𝘐? 𝘞𝘩𝘰 𝘢𝘮 𝘐?”
“𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘑𝘶𝘥𝘦 𝘚𝘵. 𝘍𝘳𝘢𝘯𝘤𝘪𝘴. 𝘠𝘰𝘶 𝘢𝘳𝘦 𝘮𝘺 𝘰𝘭𝘥𝘦𝘴𝘵, 𝘥𝘦𝘢𝘳𝘦𝘴𝘵 𝘧𝘳𝘪𝘦𝘯𝘥. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘴𝘰𝘯 𝘰𝘧 𝘏𝘢𝘳𝘰𝘭𝘥 𝘚𝘵𝘦𝘪𝘯 𝘢𝘯𝘥 𝘑𝘶𝘭𝘪𝘢 𝘈𝘭𝘵𝘮𝘢𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘧𝘳𝘪𝘦𝘯𝘥 𝘰𝘧 𝘔𝘢𝘭𝘤𝘰𝘭𝘮 𝘐𝘳𝘷𝘪𝘯𝘦, 𝘰𝘧 𝘑𝘦𝘢𝘯-𝘉𝘢𝘱𝘵𝘪𝘴𝘵𝘦 𝘔𝘢𝘳𝘪𝘰𝘯, 𝘰𝘧 𝘙𝘪𝘤𝘩𝘢𝘳𝘥 𝘎𝘰𝘭𝘥𝘧𝘢𝘳𝘣, 𝘰𝘧 𝘈𝘯𝘥𝘺 𝘊𝘰𝘯𝘵𝘳𝘢𝘤𝘵𝘰𝘳, 𝘰𝘧 𝘓𝘶𝘤𝘪𝘦𝘯 𝘝𝘰𝘪𝘨𝘵, 𝘰𝘧 𝘊𝘪𝘵𝘪𝘻𝘦𝘯 𝘷𝘢𝘯 𝘚𝘵𝘳𝘢𝘢𝘵𝘦𝘯, 𝘰𝘧 𝘙𝘩𝘰𝘥𝘦𝘴 𝘈𝘳𝘳𝘰𝘸𝘴𝘮𝘪𝘵𝘩, 𝘰𝘧 𝘌𝘭𝘪𝘫𝘢𝘩 𝘒𝘰𝘻𝘮𝘢, 𝘰𝘧 𝘗𝘩𝘢𝘦𝘥𝘳𝘢 𝘥𝘦 𝘭𝘰𝘴 𝘚𝘢𝘯𝘵𝘰𝘴, 𝘰𝘧 𝘵𝘩𝘦 𝘏𝘦𝘯𝘳𝘺 𝘠𝘰𝘶𝘯𝘨𝘴. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘕𝘦𝘸 𝘠𝘰𝘳𝘬𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶 𝘭𝘪𝘷𝘦 𝘪𝘯 𝘚𝘰𝘏𝘰. 𝘠𝘰𝘶 𝘷𝘰𝘭𝘶𝘯𝘵𝘦𝘦𝘳 𝘧𝘰𝘳 𝘢𝘯 𝘢𝘳𝘵𝘴 𝘰𝘳𝘨𝘢𝘯𝘪𝘻𝘢𝘵𝘪𝘰𝘯; 𝘺𝘰𝘶 𝘷𝘰𝘭𝘶𝘯𝘵𝘦𝘦𝘳 𝘧𝘰𝘳 𝘢 𝘧𝘰𝘰𝘥 𝘬𝘪𝘵𝘤𝘩𝘦𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘴𝘸𝘪𝘮𝘮𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘣𝘢𝘬𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘤𝘰𝘰𝘬. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘳𝘦𝘢𝘥𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶 𝘩𝘢𝘷𝘦 𝘢 𝘣𝘦𝘢𝘶𝘵𝘪𝘧𝘶𝘭 𝘷𝘰𝘪𝘤𝘦, 𝘵𝘩𝘰𝘶𝘨𝘩 𝘺𝘰𝘶 𝘯𝘦𝘷𝘦𝘳 𝘴𝘪𝘯𝘨 𝘢𝘯𝘺𝘮𝘰𝘳𝘦. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢𝘯 𝘦𝘹𝘤𝘦𝘭𝘭𝘦𝘯𝘵 𝘱𝘪𝘢𝘯𝘪𝘴𝘵. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢𝘯 𝘢𝘳𝘵 𝘤𝘰𝘭𝘭𝘦𝘤𝘵𝘰𝘳. 𝘠𝘰𝘶 𝘸𝘳𝘪𝘵𝘦 𝘮𝘦 𝘭𝘰𝘷𝘦𝘭𝘺 𝘮𝘦𝘴𝘴𝘢𝘨𝘦𝘴 𝘸𝘩𝘦𝘯 𝘐’𝘮 𝘢𝘸𝘢𝘺. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘱𝘢𝘵𝘪𝘦𝘯𝘵. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘨𝘦𝘯𝘦𝘳𝘰𝘶𝘴. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘣𝘦𝘴𝘵 𝘭𝘪𝘴𝘵𝘦𝘯𝘦𝘳 𝘐 𝘬𝘯𝘰𝘸. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘴𝘮𝘢𝘳𝘵𝘦𝘴𝘵 𝘱𝘦𝘳𝘴𝘰𝘯 𝘐 𝘬𝘯𝘰𝘸, 𝘪𝘯 𝘦𝘷𝘦𝘳𝘺 𝘸𝘢𝘺. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘣𝘳𝘢𝘷𝘦𝘴𝘵 𝘱𝘦𝘳𝘴𝘰𝘯 𝘐 𝘬𝘯𝘰𝘸, 𝘪𝘯 𝘦𝘷𝘦𝘳𝘺 𝘸𝘢𝘺. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘭𝘢𝘸𝘺𝘦𝘳. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘵𝘩𝘦 𝘤𝘩𝘢𝘪𝘳 𝘰𝘧 𝘵𝘩𝘦 𝘭𝘪𝘵𝘪𝘨𝘢𝘵𝘪𝘰𝘯 𝘥𝘦𝘱𝘢𝘳𝘵𝘮𝘦𝘯𝘵 𝘢𝘵 𝘙𝘰𝘴𝘦𝘯 𝘗𝘳𝘪𝘵𝘤𝘩𝘢𝘳𝘥 𝘢𝘯𝘥 𝘒𝘭𝘦𝘪𝘯. 𝘠𝘰𝘶 𝘭𝘰𝘷𝘦 𝘺𝘰𝘶𝘳 𝘫𝘰𝘣; 𝘺𝘰𝘶 𝘸𝘰𝘳𝘬 𝘩𝘢𝘳𝘥 𝘢𝘵 𝘪𝘵. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘮𝘢𝘵𝘩𝘦𝘮𝘢𝘵𝘪𝘤𝘪𝘢𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘳𝘦 𝘢 𝘭𝘰𝘨𝘪𝘤𝘪𝘢𝘯. 𝘠𝘰𝘶’𝘷𝘦 𝘵𝘳𝘪𝘦𝘥 𝘵𝘰 𝘵𝘦𝘢𝘤𝘩 𝘮𝘦, 𝘢𝘨𝘢𝘪𝘯 𝘢𝘯𝘥 𝘢𝘨𝘢𝘪𝘯. 𝘠𝘰𝘶 𝘸𝘦𝘳𝘦 𝘵𝘳𝘦𝘢𝘵𝘦𝘥 𝘩𝘰𝘳𝘳𝘪𝘣𝘭𝘺. 𝘠𝘰𝘶 𝘤𝘢𝘮𝘦 𝘰𝘶𝘵 𝘰𝘯 𝘵𝘩𝘦 𝘰𝘵𝘩𝘦𝘳 𝘦𝘯𝘥. 𝘠𝘰𝘶 𝘸𝘦𝘳𝘦 𝘢𝘭𝘸𝘢𝘺𝘴 𝘺𝘰𝘶.”