"Biliyor musun? Sen şimdiki zamanda yaşamıyorsun sanki, Rus romanından kaçmış gibisin."
Çok ama çok uzun süredir "iyi" bir Türk filmi izlemiyordum. Esasında çok uzun zamandır hiç Türk filmi izlemiyordum çünkü çoğu yapım harcadığım zamana değmez gibi geliyordu ve bu yüzden önyargılıydım.
Sonbahar, Türk sinemasından da çok başarılı işlerin çıkabildiğini bana hatırlatarak bu önyargımı bi' nebze de olsun kırmış oldu. Özcan Alper'in ilk uzun metrajı olan
Sonbahar çıktığı yıl olan 2008'de hem uluasal hem de uluslararası festivallerde birçok ödül toplayarak yönetmene hatrı sayılır bir bilinirlik kazandırdı ancak yönetmen Özcan Alper
Sonbahar'la çıtayı öyle bir yere koydu ki sonraki filmleri o seviyeye asla erişemedi. Bu eleştirmenlerce ifade edilen bir durum;
Sonbahar, yönetmenin izlediğim tek filmi olduğu için ben bu konuda yorum yapamayacağım. Film, 12 yıl önce girdiği cezaevinden geçirdiği hastalık ve katıldığı ölüm orucu eylemleri nedeniyle çok az ömrünün kaldığının anlaşılması üzerine tahliye edilip köyüne dönen Yusuf'un hikâyesini anlatıyor. Babası o cezaevindeyken ölmüş, ablasıysa evlenmiştir. Onu bekleyen tek kişi annesidir. Birkaç ay ömrünün kaldığını kimseye söylemeyen Yusuf bir gün arkadaşı Mikhail'le gittiği meyhanede Gürcü konsomatris Elka ile karşılaşır ve ona aşık olur. Bu halihazırda çok büyük olan acısını daha da katlar. Şahsen filmden beklentim ortalama üstü ama zaman zaman sıkan bir film olacağı yönündeydi ama
Sonbahar beni özellikle finaliyle çok etkileyen bir yapım oldu.
Teknik yönüyle de diğer yerli filmlere örnek olarak gösterilebilecek bir film
Sonbahar. Görüntü yönetmenliği şaşırtıcı derecede iyi, Karadeniz'in harika doğasından kareler filme ayrı bir hava katmış. Oyunculuklar da Türk sinemasında alışılagelmiş olanın aksine gayet iyi. Başroldeki Onur Saylak'ın performansı hayli başarılı. Usta isim Serkan Keskin de her zamanki gibi harika. Filmin en önemli yönlerinden biri olan müziklerinden de bahsetmek gerek kesinlikle. Filmin, çok başarılı bestelerin yanında hem Gürcü hem Türk yöresinden türkülerden oluşan soundtrack'inde benim favorilerim 'Zamanın Geçişi' ve 'Daim Yusuf Orti' oldu. Filmin olağanüstü finaline bir kez daha değinmek istiyorum. Son zamanlarda izlediğim en çarpıcı finallerden biriydi, aslında çok şaşılası olmasa da beynimden vurulmuşa döndüm ben final esnasında.
*
Sonbahar
çok kötü durumda olan Türk sinemasına beslediğim umudu az da olsa yeşertti, her ne kadar filmden bugüne geçen 14 yılda Türk sineması çok bir gelişme gösteremese de Sonbahar *gibi filmler çekilmeye devam edildikçe Türk sinemasından umudu tamamen kesmemek gerekir. Her ne kadar durumu hiç iyiye gitmeyen Türk sineması bu şekilde bile kurtarılması zor bir vaziyette olsa da kolay kolay eşine benzerine rastlamadığımız bu tip harika işler çıkmaya devam etmelidir ve umuyorum ki edecektir de.