türkiye’de kadın rolleri, erkeklik olgusu, namus kavramı ve fuhuş üzerine
henüz genç bir kız bile değilken, daha küçücük bir çocuk iken erkeklerin beklentilerine göre yaşamayı öğreniyoruz. hayattaki tek gayemiz “koca bulmak”ya, bir gün beyaz atlı prensimiz bizi gelip de bu çöplükten kurtaracak diye bekliyoruz. oysa bir zamanlar annemiz de prensini bekliyordu, sonra ise babamızla tanıştı.
döngüyü kırmak (sistemi sürdürmek?)
kimse mevcut düzenin neden devam ettiğini sormuyor. ben sorayım. neden? çünkü insanlar olarak doğamıza ihanet ettik ve kendimizi rehavete kaptırdık, artık en ufak bilinmezlikte beynimiz tehlike sinyalleri çalıyor. konfor alanımıza hapsolduk. yuvamız bellediğimiz hapishanede görünmez prangalara bağlıyız. bizi canlı canlı sömüren bu mekanizmaya boyun eğdik çünkü ekmeğimizi o veriyor. karnı aç devrimci olmazmış!
seniye karakterinde de benzer noktalar görüyoruz. o kuzu postu giymiş bir kurt gibi. “kurtaran” rolünü oynayan bir istismarcı. paranın kokusunu aldıkça kızı yıkıma sürüklüyor. çünkü ekmeğini ancak böyle yiyebilir! kadınların sömürüsü nihayetinde onun sermaye kaynağı.
asiye onu duydu ve her zaman en iyi bildiği şeyi, yani or*spuluğu yaptı. direndi, direndi, direndi… ama en sonunda her zincirlere vurulmuş insan gibi boyun eğdi, kaderine razı geldi. onun için kadın olmak buydu. ilk gerçek nesnesi, annesi, ona böyle öğretmişti.
psikolojide davranışçılıkta çevrenin kişilik inşaasındaki aleni önemi vurgulanır. bu film bunu tüm çıplaklığıyla öne seriyor. asiye çevresi kötü olan iyi bi kızdı.
ve mağdur, zalime dönüşür
film bize bilerek mutlu son çizmiyor, şiddet döngüsünün ne denli kalıcı ve kırılması zor olan bir zincir olduğunu anlatıyor.
asiye kurtulabilirdi elbet ama verilmek istenen mesaj o değil. ana nokta; kadınların toplumdaki yerinin ne denli değişken olduğu ve dün iffetli atfedilen kadınların yarın namussuz sayılabileceği.
yaşı geçmiş, istenmeyen kadınlar
özellikle son zamanlarda twitter’da bu muhabbetleri çok okuyorum. yakın zamanda bir itiraf sayfasına 30’larda bir kadın eş aradığını yazdı ve çok minimum kriterleri vardı. kriterlerinden biri 178+ boydu ki bu çoğu kadının boy kriterine göre baya aşağı bir değer. buna rağmen kadına denilmedik laf bırakmadılar. 30’larında bir kadının hiçbir kriteri olamazmış! ne bulduysa ona razı olmalıymış. peki ya aynı şey gençlere bakan yaşlı erkeklere deniyor mu?
“geç kaldın” baskısı her ne kadar tüm cinsiyet ve yaş gruplarını etkileyen bir olgu olsa da en çok kadınları hedef alıyor. filmde asiye’nin annesi ve asiye’nin yaşı ilerledikçe yedikleri “kart or*spu, yaşın geçti artık” laflarının vurgusuyla bu konuya da değindiğini görüyoruz.
sonuç
film döneminin çok ilerisinde bi yapım, atıf yılmaz’ın diğer filmlerini kesinlikle izleyeceğim. tabii ki erkek bakış açısı hissediliyor ama 1980’lerde çekildiğini unutmamalıyız.
daha dün yeni akit gazetesinin müjde ar’la ilgili “filmleriyle toplumun ahlakını bozan kadın” diye bir yazı girdiğini gördüm. asiye’nin tacize uğradığı sahneleri erotik başlıklarla youtube’da abaza kitlesine sunanlar da cabası. aradan 41 sene geçmiş olmasına rağmen durum hala aynı. film ne yazık ki güncelliğini koruyor.
izlemeden önce bu şahane eserin mizahi bir yanı ve toplumsal hiciv kategorisinde olduğunu unutmayın çünkü bol bol abartılı oyunculuklar ve konuşmalar göreceksiniz. iyi seyirler!
türkiye’de kadın rolleri, erkeklik olgusu, namus kavramı ve fuhuş üzerine
henüz genç bir kız bile değilken, daha küçücük bir çocuk iken erkeklerin beklentilerine göre yaşamayı öğreniyoruz. hayattaki tek gayemiz “koca bulmak”ya, bir gün beyaz atlı prensimiz bizi gelip de bu çöplükten kurtaracak diye bekliyoruz. oysa bir zamanlar annemiz de prensini bekliyordu, sonra ise babamızla tanıştı.
döngüyü kırmak (sistemi sürdürmek?)
kimse mevcut düzenin neden devam ettiğini sormuyor. ben sorayım. neden? çünkü insanlar olarak doğamıza ihanet ettik ve kendimizi rehavete kaptırdık, artık en ufak bilinmezlikte beynimiz tehlike sinyalleri çalıyor. konfor alanımıza hapsolduk. yuvamız bellediğimiz hapishanede görünmez prangalara bağlıyız. bizi canlı canlı sömüren bu mekanizmaya boyun eğdik çünkü ekmeğimizi o veriyor. karnı aç devrimci olmazmış!
seniye karakterinde de benzer noktalar görüyoruz. o kuzu postu giymiş bir kurt gibi. “kurtaran” rolünü oynayan bir istismarcı. paranın kokusunu aldıkça kızı yıkıma sürüklüyor. çünkü ekmeğini ancak böyle yiyebilir! kadınların sömürüsü nihayetinde onun sermaye kaynağı.
asiye onu duydu ve her zaman en iyi bildiği şeyi, yani or*spuluğu yaptı. direndi, direndi, direndi… ama en sonunda her zincirlere vurulmuş insan gibi boyun eğdi, kaderine razı geldi. onun için kadın olmak buydu. ilk gerçek nesnesi, annesi, ona böyle öğretmişti.
psikolojide davranışçılıkta çevrenin kişilik inşaasındaki aleni önemi vurgulanır. bu film bunu tüm çıplaklığıyla öne seriyor. asiye çevresi kötü olan iyi bi kızdı.
ve mağdur, zalime dönüşür
film bize bilerek mutlu son çizmiyor, şiddet döngüsünün ne denli kalıcı ve kırılması zor olan bir zincir olduğunu anlatıyor.
asiye kurtulabilirdi elbet ama verilmek istenen mesaj o değil. ana nokta; kadınların toplumdaki yerinin ne denli değişken olduğu ve dün iffetli atfedilen kadınların yarın namussuz sayılabileceği.
yaşı geçmiş, istenmeyen kadınlar
özellikle son zamanlarda twitter’da bu muhabbetleri çok okuyorum. yakın zamanda bir itiraf sayfasına 30’larda bir kadın eş aradığını yazdı ve çok minimum kriterleri vardı. kriterlerinden biri 178+ boydu ki bu çoğu kadının boy kriterine göre baya aşağı bir değer. buna rağmen kadına denilmedik laf bırakmadılar. 30’larında bir kadının hiçbir kriteri olamazmış! ne bulduysa ona razı olmalıymış. peki ya aynı şey gençlere bakan yaşlı erkeklere deniyor mu?
“geç kaldın” baskısı her ne kadar tüm cinsiyet ve yaş gruplarını etkileyen bir olgu olsa da en çok kadınları hedef alıyor. filmde asiye’nin annesi ve asiye’nin yaşı ilerledikçe yedikleri “kart or*spu, yaşın geçti artık” laflarının vurgusuyla bu konuya da değindiğini görüyoruz.
sonuç
film döneminin çok ilerisinde bi yapım, atıf yılmaz’ın diğer filmlerini kesinlikle izleyeceğim. tabii ki erkek bakış açısı hissediliyor ama 1980’lerde çekildiğini unutmamalıyız.
daha dün yeni akit gazetesinin müjde ar’la ilgili “filmleriyle toplumun ahlakını bozan kadın” diye bir yazı girdiğini gördüm. asiye’nin tacize uğradığı sahneleri erotik başlıklarla youtube’da abaza kitlesine sunanlar da cabası. aradan 41 sene geçmiş olmasına rağmen durum hala aynı. film ne yazık ki güncelliğini koruyor.
izlemeden önce bu şahane eserin mizahi bir yanı ve toplumsal hiciv kategorisinde olduğunu unutmayın çünkü bol bol abartılı oyunculuklar ve konuşmalar göreceksiniz. iyi seyirler!