Film için pek bir beklentim yoktu açıkçası; çünkü izleyenlerin çoğu, Türkiye’de geçmesine ve Türk aile yapısını anlatmasına rağmen bunu hiç yansıtamadığını, konuyu çok uzaktan bir bakışla ele aldığını düşünüyordu. Evet, bu filmdeki her şeyin birebir ülkede yaşandığını söyleyemeyiz çünkü daha kötüleri yaşanıyor; nelere şahit oluyoruz... Bu filmi izlerken ne kadar içimiz burkuluyorsa, ülkede yaşananları düşününce insanın yaşayası gelmiyor.
Bu insanlar tutturmuş "namus" diye, düğün gecesi kadının çarşafını bekliyorlar. Bir insanın düğünden beklentisi nasıl kanlı çarşaf olabilir? Siz, evlendirdiğiniz iki insanın mutluluğundan başka hiçbir şeyini isteyemezsiniz; o çarşaf üzerindeki kan sizi hiç ilgilendirmez. Üstelik bu iki insanı zorla evlendiriyorsunuz. Neymiş? "Hanım kız" olmuş, artık evlenmesi lazımmış... Zamanında senin ailen seni korumamış; okul okuyup kendini geliştirmen gereken zamanda seni hiç tanımadığın birisiyle evlendirip zihniyetini köreltmiş. Peki, sen kendine yapılan bu işkenceyi görmezden gelip aynısını kendi çevrendeki o kızlara nasıl yapabilirsin? Hiç mi vicdanın yok? Hiç mi düşünmezsin "Bunun önüne geçmeliyim," diye? "Ben yaşadım, başkaları yaşamasın," diyemez mi insan? Üstelik bu "başkaları" dediğin senin canın..
Bir zincirleme olarak gelmiş bu körelmiş zihniyetin düğümünü sen çözsen belki kendini değil ama senden sonrakileri kurtarabilirsin, apaydınlık olmasa bile bir mum ışığında aydınlanmış bir gelecekleri olabilir belkide.
Eğitimlerinin henüz başında olan o kızları yavaş yavaş evlerine hapsediyorlar.
Ne diye mi? Kendi yaşıtları gibi davrandıkları, eğlendikleri, gençliklerini yaşamaya çalıştıkları için... O kızlar ne zaman bir çıkış yolu bulsa, hemen o deliği tıkıyorlar. Film çok açık bir atmosferle başlayıp yavaş yavaş klostrofobik bir hal almaya başlıyor; kızlar ne kadar kısıtlanıyorsa siz de onlarla birlikte kısıtlanmış hissediyorsunuz.
Haberlere sürekli çıkan; TikTok’la, Instagram’la, oynadığımız oyunla ya da izlediğimiz filmle bozulacağını düşünüp sanki nesli tükenen bir hayvanmışçasına muhafaza etmeye çalıştıkları o "Türk aile yapısı"... Kendilerine sorsanız inanılmaz harika işleyen ama gerçeği berbat ve yaşanılamaz durumda olan o yapı filmde de gördüğümüz gibi ne kadar da "hoş", değil mi?
İzlerken boğuluyoruz ya izlerken üstelik bu sadece bir film. Bu filmin içinde yaşananların bilemeyeceğimiz kadar kat kat kötülerini gerçek hayatta yaşayan insanlar var.
Yıllar geçtikçe medenileştiğimizi, geliştiğimizi düşünüp böyle hayatların yok olduğunu sanıyoruz. Hayır, onlar yok olmuyorlar; sadece varlıklarından biz haberdar olamıyoruz. Aslında oluyoruz da, ne zaman mı? Bir insan öldürüldüğünde. Evet, o insanlar nice şeyler yaşıyor, seslerini duyurmak istiyorlar ama biz ancak sesleri kesildiği zaman onları fark edebiliyoruz. Bu insanların hayatlarını mahveden kişilere karşı ne kadar direnmeye çalışsak da, onlara hiçbir şey olmuyor; ellerini kollarını sallayarak o boktan hayatlarına ve bir başka insanın hayatına müdahale edip onu yaşamdan soğutmaya devam ediyorlar.
Keşke gelişebilsek en büyük dileğim ülkemizin gelişmesi. Ama gelişmek dediğimiz şey yaptığımız mimari ya da teknolojik eşyalarla olmuyor maalesef.
Zihniyetimizin gelişmesiyle, ufkumuzun genişlemesiyle oluyor. Biz ne kadar çok sesimizi duyurup ne kadar çok insanın farkında olmasını sağlayabilirsek o kadar gelişiriz. Yoksa yaptığımız uçak havada süzülürken, üzerinde uçtuğu ülkenin topraklarında kadınlar sadece sokağa çıktıkları için hayattan koparılmaya devam edecek.
Fikirlerime katılabilirsiniz ya da katılmayabilirsiniz bu da sizin fikriniz ama filmi izlerken aklıma gelen şeyler bunlardı.
Hakkında konuşmak istemediğim birisi var o da amcaları bir sahne vardı gece geçen o sahneden sonra tüm ipler koptu boğazım düğümlendi resmen.
Film için pek bir beklentim yoktu açıkçası; çünkü izleyenlerin çoğu, Türkiye’de geçmesine ve Türk aile yapısını anlatmasına rağmen bunu hiç yansıtamadığını, konuyu çok uzaktan bir bakışla ele aldığını düşünüyordu. Evet, bu filmdeki her şeyin birebir ülkede yaşandığını söyleyemeyiz çünkü daha kötüleri yaşanıyor; nelere şahit oluyoruz... Bu filmi izlerken ne kadar içimiz burkuluyorsa, ülkede yaşananları düşününce insanın yaşayası gelmiyor.
Bu insanlar tutturmuş "namus" diye, düğün gecesi kadının çarşafını bekliyorlar. Bir insanın düğünden beklentisi nasıl kanlı çarşaf olabilir? Siz, evlendirdiğiniz iki insanın mutluluğundan başka hiçbir şeyini isteyemezsiniz; o çarşaf üzerindeki kan sizi hiç ilgilendirmez. Üstelik bu iki insanı zorla evlendiriyorsunuz. Neymiş? "Hanım kız" olmuş, artık evlenmesi lazımmış... Zamanında senin ailen seni korumamış; okul okuyup kendini geliştirmen gereken zamanda seni hiç tanımadığın birisiyle evlendirip zihniyetini köreltmiş. Peki, sen kendine yapılan bu işkenceyi görmezden gelip aynısını kendi çevrendeki o kızlara nasıl yapabilirsin? Hiç mi vicdanın yok? Hiç mi düşünmezsin "Bunun önüne geçmeliyim," diye? "Ben yaşadım, başkaları yaşamasın," diyemez mi insan? Üstelik bu "başkaları" dediğin senin canın..
Bir zincirleme olarak gelmiş bu körelmiş zihniyetin düğümünü sen çözsen belki kendini değil ama senden sonrakileri kurtarabilirsin, apaydınlık olmasa bile bir mum ışığında aydınlanmış bir gelecekleri olabilir belkide.
Eğitimlerinin henüz başında olan o kızları yavaş yavaş evlerine hapsediyorlar.
Ne diye mi? Kendi yaşıtları gibi davrandıkları, eğlendikleri, gençliklerini yaşamaya çalıştıkları için... O kızlar ne zaman bir çıkış yolu bulsa, hemen o deliği tıkıyorlar. Film çok açık bir atmosferle başlayıp yavaş yavaş klostrofobik bir hal almaya başlıyor; kızlar ne kadar kısıtlanıyorsa siz de onlarla birlikte kısıtlanmış hissediyorsunuz.
Haberlere sürekli çıkan; TikTok’la, Instagram’la, oynadığımız oyunla ya da izlediğimiz filmle bozulacağını düşünüp sanki nesli tükenen bir hayvanmışçasına muhafaza etmeye çalıştıkları o "Türk aile yapısı"... Kendilerine sorsanız inanılmaz harika işleyen ama gerçeği berbat ve yaşanılamaz durumda olan o yapı filmde de gördüğümüz gibi ne kadar da "hoş", değil mi?
İzlerken boğuluyoruz ya izlerken üstelik bu sadece bir film. Bu filmin içinde yaşananların bilemeyeceğimiz kadar kat kat kötülerini gerçek hayatta yaşayan insanlar var.
Yıllar geçtikçe medenileştiğimizi, geliştiğimizi düşünüp böyle hayatların yok olduğunu sanıyoruz. Hayır, onlar yok olmuyorlar; sadece varlıklarından biz haberdar olamıyoruz. Aslında oluyoruz da, ne zaman mı? Bir insan öldürüldüğünde. Evet, o insanlar nice şeyler yaşıyor, seslerini duyurmak istiyorlar ama biz ancak sesleri kesildiği zaman onları fark edebiliyoruz. Bu insanların hayatlarını mahveden kişilere karşı ne kadar direnmeye çalışsak da, onlara hiçbir şey olmuyor; ellerini kollarını sallayarak o boktan hayatlarına ve bir başka insanın hayatına müdahale edip onu yaşamdan soğutmaya devam ediyorlar.
Keşke gelişebilsek en büyük dileğim ülkemizin gelişmesi. Ama gelişmek dediğimiz şey yaptığımız mimari ya da teknolojik eşyalarla olmuyor maalesef.
Zihniyetimizin gelişmesiyle, ufkumuzun genişlemesiyle oluyor. Biz ne kadar çok sesimizi duyurup ne kadar çok insanın farkında olmasını sağlayabilirsek o kadar gelişiriz. Yoksa yaptığımız uçak havada süzülürken, üzerinde uçtuğu ülkenin topraklarında kadınlar sadece sokağa çıktıkları için hayattan koparılmaya devam edecek.
Fikirlerime katılabilirsiniz ya da katılmayabilirsiniz bu da sizin fikriniz ama filmi izlerken aklıma gelen şeyler bunlardı.
Hakkında konuşmak istemediğim birisi var o da amcaları bir sahne vardı gece geçen o sahneden sonra tüm ipler koptu boğazım düğümlendi resmen.