İnanılmaz bir filmdi, şahaneydi.
Görsel şölen ile karnımı doyurdum, gece suya yansıyan yıldızlar ile sanki uzayda kaybolmuş gibi hissettim, parıldayan masmavi su ile gökyüzünde uçtum.
Artık sinematografi denince aklıma gelecek filmlere
Life of Pi kesinlikle eklendi.
Şimdi filmi izlerken kafamda oluşan kendimce yorumladığım o kısma geçelim.
Ben kimse değilim o yüzden çok ciddiye almanıza gerek yok beni🫶.
Pi’nin
*"Hangi hikayeyi seçersin?"
*
diye sorması bana dinlerin temelde aynı konuyu farklı şekillerde işlemesini ve insanların onları farklı şekillerde yorumlamasını hatırlattı. Hatta mucize şeklinde anlatılan olaylarda, genelde doğa ile bağdaşan durumlar oluyor.
Bazı insanlar
Richard Parker’lı hikayeyi, bazıları ise ikinci hikayeyi tercih eder. Sonuçta aynı olay, aynı anlatıcı ama farklı anlatım tarzı...
Pi’nin üç dine inanmasından da bahsedelim (bahsetmezsek içimde kalır). Dünyayı bir ev varsayarsak —tabii bu kadar basite indirgemek olmaz ama varsayalım— evin tesisatını, elektriğini, boyasını, inşasını, mutfak tezgahını vb. hepsini farklı kişiler yapıyor diyelim. Ama sen eve gelip diyorsun ki: "Vay canına, ne kadar güzel. Bunu kesin çok üstün bir varlık tek başına yaptı." Şimdi sen orada onca şeyi görmezden gelip tek bir şeye inanıyorsun. (bu arada bende tek bir tanrıya inanıyorum ama Pi’nin inancını sorgularken tarafsız düşünmeye çalıştım çünkü onu anlamak istiyorum)
Pi’nin üç dine inanması da şu şekilde; evren çok mükemmel işliyor ve içinde her dini bulunduruyor. Belki Pi, kendi içinde bir dinin dolduramadığını diğer dinler ile doldurmuştur. Kocaman bir evin odalarını farklı dinler ile doldurmuş olabilir çünkü koskoca evren ve bir sınır yok.
Bilmiyoruz bilmek istesekte bilemiyoruz, ne doğru ne yanlış sadece tahmin ediyoruz. Yolun sonunu göremiyoruz; kendimize en yakın ve güvenli gelen şeye inanıp toprağın altına gireceğimiz o günü bekliyoruz. Belki de hayata çok anlam yüklüyoruz ama hep bir
"belki" var, kesinlik yok.
Bir kaplanla okyanusta mahsur kalan Pi; gece uyuduğu, sabah uyandığı uykuya, denize yansıyan yıldıza, uçan balıklara, hatta çakan şimşeğe bile bir anlam yüklüyor. Bu onun hayatta kalma çabası. Eğer anlam yüklememiş olsaydı, onu ayakta tutabilecek bir kıvılcım olur muydu içinde? Bir Tanrı’ya (belki birkaçına) inanç duymasaydı, onu kurtarmasa bile gözettiğine inanmasaydı hayatta kalmak için elinden geleni yapar mıydı? Pi, babasının kendisine dayattığı saf rasyonalizm içeren, modern hayattan yana bir düşünce yapısına sahip olsaydı; kısıtlı yiyecek stoğu, dalgalı ve bazen fırtınalı okyanus, kimsenin kendisinden haberdar olmaması ve yetişkin bir Bengal kaplanı ile yaşayamayacağını düşünebilirdi. Tüm ümitleri o an tükenebilirdi.
Ya kesinlikle rasyonalizmin kendine has bir dayanma gücü vardır ama o, ancak ona sımsıkı inanan kişi ve bu zırhı kaldırabilecek kişi için vardır. Benim bahsettiğim konu, eğer Pi buna sahip olsaydı ne olacağıydı; çünkü Pi buna yatkın değil. O, her şeye anlam yüklemek isteyen birisi. Rasyonalizmin o ağır zırhını sırtında kaldırabileceğini sanmıyorum.
Tekrar söyleyeyim benimde fikirlerim yeni şekilleniyor kendi içimde bir karmaşa var.
Çok ciddiye alınması gereken birisi değilim.