İnsan hayatı boyunca herkesi dışından görüp o şekilde tanır. Çocuğun nehre bakıp dediği gibi; sadece dışımızı görebiliyoruz, oysaki her şey içimizde yaşanıyor. Kimsenin içinde tam olarak neler yaşandığını bilemeyiz ve karşımızdaki de bilmez. İnsanlar, garip bir şekilde içlerindeki karmaşıklıklara rağmen dışlarında düz bir çizgiymiş gibi gözükebilirler; sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna "nazik" demek... Ah birtanem, kendin kaybolmuşsun, evini arıyorsun ama seni arayan yok. Sen tek başınasın ve tek başına olanları yalnız bırakmıyorsun; minik kalbinle herkesi ısıtıyorsun. Bazen kaybolmuş hissederiz ve bir yere ait olmamız gerekiyormuş gibi kendimizi ait hissetmek için bir yer, yani evimizi ararız. Ama tam o evi bulduğumuz an, o evin bizim hayalimizdeki gibi bizi sıcacık tutan nezaket dolu bir yer olmadığını fark ederiz çünkü ev sen kendini kaybolmuş hissettiğin zaman yanında olanlardır.
Atın "Ben aslında uçabiliyorum ama diğer atlar kıskandığı için uçmuyorum," dediği kısımda beni çok düşündürdü. Bir gün çok hoşuna giden, yapmaktan keyif aldığın şeyleri yaptığında birilerinin seni yargıladığını fark edersin. Sonrasında yapmaktan keyif duyduğun şeyleri yaparken hep bir izlenmişlik hissiyatı peşinden gelir; bir daha mutlu olamazsın, kendin olamazsın.
Değişirsin; değişmek istemezsin ama zorunda kalırsın.Sonra bir an gelir ve seni yargılamayan, seni olduğun gibi kabul edenler ile denk gelirsin.
Artık kanatlarını doya doya savurup uçabilirsin. İşte o an özgürsündür; seni yargılayan gözlerin hapsinden kurtulmuşsundur.
*
'birlikte olduğumuza memnunum'*
İnsan hayatı boyunca herkesi dışından görüp o şekilde tanır. Çocuğun nehre bakıp dediği gibi; sadece dışımızı görebiliyoruz, oysaki her şey içimizde yaşanıyor. Kimsenin içinde tam olarak neler yaşandığını bilemeyiz ve karşımızdaki de bilmez. İnsanlar, garip bir şekilde içlerindeki karmaşıklıklara rağmen dışlarında düz bir çizgiymiş gibi gözükebilirler; sanki hiçbir şey yaşanmamış gibi.
Büyüyünce ne olmak istiyorsun sorusuna "nazik" demek... Ah birtanem, kendin kaybolmuşsun, evini arıyorsun ama seni arayan yok. Sen tek başınasın ve tek başına olanları yalnız bırakmıyorsun; minik kalbinle herkesi ısıtıyorsun. Bazen kaybolmuş hissederiz ve bir yere ait olmamız gerekiyormuş gibi kendimizi ait hissetmek için bir yer, yani evimizi ararız. Ama tam o evi bulduğumuz an, o evin bizim hayalimizdeki gibi bizi sıcacık tutan nezaket dolu bir yer olmadığını fark ederiz çünkü ev sen kendini kaybolmuş hissettiğin zaman yanında olanlardır.
Atın "Ben aslında uçabiliyorum ama diğer atlar kıskandığı için uçmuyorum," dediği kısımda beni çok düşündürdü. Bir gün çok hoşuna giden, yapmaktan keyif aldığın şeyleri yaptığında birilerinin seni yargıladığını fark edersin. Sonrasında yapmaktan keyif duyduğun şeyleri yaparken hep bir izlenmişlik hissiyatı peşinden gelir; bir daha mutlu olamazsın, kendin olamazsın.
Değişirsin; değişmek istemezsin ama zorunda kalırsın.Sonra bir an gelir ve seni yargılamayan, seni olduğun gibi kabul edenler ile denk gelirsin.
Artık kanatlarını doya doya savurup uçabilirsin. İşte o an özgürsündür; seni yargılayan gözlerin hapsinden kurtulmuşsundur.
*
'birlikte olduğumuza memnunum'*