Belgesel iyi hoştu ama ekonomi kısmını izleyemedim, çok sıkıldım. İlk kısmı izlemek gerçekten güzeldi; özellikle 22 Aralık’tan 25 Aralık’a geçiş olayı çok ilgimi çekti.
'Dinler iyi ki varlar' diyelim, çünkü insanlar başları sıkıştığında ilk dine sığınıyorlar. Hatta şöyle bir düşünceye sahibim: 'Cin musallatı' olarak adlandırılan olaylara inanmıyorum. Çünkü Türk bir insan bunu yaşadığında muska ile iyileşiyor; bu olayla aynı belirtilere sahip bir Amerikalı ise evine ghost hunters çağırıyor ve o da iyileştiğine inanıyor. Aynı şekilde, farklı bir inanca sahip kişi kendi inancında doğru olan şeyi yapıp iyileşiyor.
Uzun süre adrenalin salgılamayan insan aklı, kendisine bir heyecan arıyor. Tabii ki bu biraz korkunç bir yol ama kişi kendisini en güvende hissettiği anda iyileşiyor. Bence bu sadece adrenalin eksikliğinden değil; bu konuların çok araştırılmasıyla insanın bilinçaltına yerleşen düşüncelerin ve kurmaca bazı insan uydurması hikayelerin kişiyi çok etkilemesinden ya da bu konulara hiç ilgi duymamasından da kaynaklanıyor.
Ancak benim bu belgeseldeki Hristiyanlık’tan bağımsız olarak sürekli aklımı karıştıran bir konu var ve asla tatmin edici bir cevaba sahip olamadım. Bu düşüncem kesinlikle kimseye saygısızlık değil; sadece kadın hakları üzerine düşünen bir kadın olarak, inandığım dinde böyle bir olay yaşandığı için üzüldüğüm bir konu.
Zamanında peygamberimize, Mısır’ın o dönemki Bizans valisi tarafından nezaket amaçlı çeşitli hediyeler gönderilmiş ve bu hediyeler içinde bir cariye olan Mariye de mevcutmuş. Peygamberimiz ile cariyesi Mariye’nin nikâhsız, İbrahim adlı bir çocukları olmuş. Günümüzde nikâhsız cinsel ilişki 'zina' olarak görülüyor ama o zamanlarda Mariye cariye olduğu için bir 'insan' değil, 'mülk' statüsünde görülüyordu. Bu yüzden nikâh kıyılmasına gerek duyulmuyordu; çünkü o bir insan değil, eşyaydı.
Tabii ki bu konuyu ben günümüz şartlarında düşünüyorum fakat peygamberlerin yaptığı her hareket insanlar için bir yol göstericidir ve bunca seneye rağmen hâlâ milyonlarca insanı etkiliyor. Ama bu hikayede maalesef bir kadın mülk olarak görülüyor ve din, kadını korumak için hiçbir şey yapmıyor. Tabii ki hikayenin devamında Mariye 'ümmü veled' statüsüne sahip oluyor ve efendisi ölürse hür kalmaya hak kazanıyor ama kadınlar için daha büyük daha cesur adımlar atılabilirdi.
Beni en çok üzen şey; din insanları bu kadar etkilerken kadınları korumak için neden daha fazla bir çaba sarf edilmemiş? Çünkü din ne derse gözü kapalı, kulağı sağır şekilde inanan insanlar var. Umarım söylediklerim kimseyi rahatsız etmemiştir🙏🏻
Belgesel iyi hoştu ama ekonomi kısmını izleyemedim, çok sıkıldım. İlk kısmı izlemek gerçekten güzeldi; özellikle 22 Aralık’tan 25 Aralık’a geçiş olayı çok ilgimi çekti.
'Dinler iyi ki varlar' diyelim, çünkü insanlar başları sıkıştığında ilk dine sığınıyorlar. Hatta şöyle bir düşünceye sahibim: 'Cin musallatı' olarak adlandırılan olaylara inanmıyorum. Çünkü Türk bir insan bunu yaşadığında muska ile iyileşiyor; bu olayla aynı belirtilere sahip bir Amerikalı ise evine ghost hunters çağırıyor ve o da iyileştiğine inanıyor. Aynı şekilde, farklı bir inanca sahip kişi kendi inancında doğru olan şeyi yapıp iyileşiyor.
Uzun süre adrenalin salgılamayan insan aklı, kendisine bir heyecan arıyor. Tabii ki bu biraz korkunç bir yol ama kişi kendisini en güvende hissettiği anda iyileşiyor. Bence bu sadece adrenalin eksikliğinden değil; bu konuların çok araştırılmasıyla insanın bilinçaltına yerleşen düşüncelerin ve kurmaca bazı insan uydurması hikayelerin kişiyi çok etkilemesinden ya da bu konulara hiç ilgi duymamasından da kaynaklanıyor.
Ancak benim bu belgeseldeki Hristiyanlık’tan bağımsız olarak sürekli aklımı karıştıran bir konu var ve asla tatmin edici bir cevaba sahip olamadım. Bu düşüncem kesinlikle kimseye saygısızlık değil; sadece kadın hakları üzerine düşünen bir kadın olarak, inandığım dinde böyle bir olay yaşandığı için üzüldüğüm bir konu.
Zamanında peygamberimize, Mısır’ın o dönemki Bizans valisi tarafından nezaket amaçlı çeşitli hediyeler gönderilmiş ve bu hediyeler içinde bir cariye olan Mariye de mevcutmuş. Peygamberimiz ile cariyesi Mariye’nin nikâhsız, İbrahim adlı bir çocukları olmuş. Günümüzde nikâhsız cinsel ilişki 'zina' olarak görülüyor ama o zamanlarda Mariye cariye olduğu için bir 'insan' değil, 'mülk' statüsünde görülüyordu. Bu yüzden nikâh kıyılmasına gerek duyulmuyordu; çünkü o bir insan değil, eşyaydı.
Tabii ki bu konuyu ben günümüz şartlarında düşünüyorum fakat peygamberlerin yaptığı her hareket insanlar için bir yol göstericidir ve bunca seneye rağmen hâlâ milyonlarca insanı etkiliyor. Ama bu hikayede maalesef bir kadın mülk olarak görülüyor ve din, kadını korumak için hiçbir şey yapmıyor. Tabii ki hikayenin devamında Mariye 'ümmü veled' statüsüne sahip oluyor ve efendisi ölürse hür kalmaya hak kazanıyor ama kadınlar için daha büyük daha cesur adımlar atılabilirdi.
Beni en çok üzen şey; din insanları bu kadar etkilerken kadınları korumak için neden daha fazla bir çaba sarf edilmemiş? Çünkü din ne derse gözü kapalı, kulağı sağır şekilde inanan insanlar var. Umarım söylediklerim kimseyi rahatsız etmemiştir🙏🏻