Beklediğimden çok daha yoğun, duygu geçişlerinin sık ama sıkıcı olmadığı başarılı bir filmdi. O dönemleri yaşamamış olsam da eskilerin anlattığı mahalle birliği ve beraberliğinin çok iyi yansıtıldığını düşünüyorum. Karakterlerin çoğundan da alınacak dersler var görmesini bilene. Tabii bunların başında iki karakter geliyor: Suat ve Hacı.
Suat'ın ''Ay ışığını'' kaybetmesi daha doğrusu hiç elde edememesi ardından kısa bir isyan ve matem süreci sonrasında da olsa durumu kabullenişi filmin ilk yarısının öne çıkanlarındandı. Öte yandan Hacı'nın da bir ''Ay ışığı'' var ancak Suat'ın Ayı ile Hacı'nın Ayı da bir değil ışığı da bir değil.
Suat belki de kalecilikten gelen yalnızlığın alışkanlığıyla aşkı da tek kişilik bildi bir bakıma kendi kendine gelin güvey oldu. Gönderdiği mektuplara cevap bile alamamasına karşın Nurten'i istemeye gitmeyi planlaması bu konuda ne kadar delüzyonel davrandığının küçük bir örneği.
Fakat aynı durum Hacı için geçerli değildi.Hacı diyor ya Suat'a :Bak koçum,belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı diye,bu sözünden ve Aynur'la olan ilişkisinden çıkarımla diyebiliyorum ki Hacı Hocamız imkansız aşklar için yaratılmış. Kendi dediği gibi onun olanlar da olmayanlar da izler bırakmış. Ayıkken bir daha gelmeyeceğim dediği kapının önüne sarhoşken defalarca gidecek,Sırf sesini duymak için düğünü bırakıp telefonun başına geçecek,Ölüm döşeğindeyken bile evlenme teklif edecek kadar saf bir sevgisi vardı Ayten'e. Ayten de boş değildi muhtemelen ama Hacı'dan daha realist biriydi. Hacı'nın aksine olmayacak bir hayalin peşinde değildi.
İlk sahnede ''Hayat fena halde futbola benzer'' diyor Hacı abimiz, doğru da söylüyor.Bu sözünü Cruyff'un '' Futbol basit bir oyundur,zor olan onu basit oynamaktır.'' sözüyle birleştirirsek hayata dair farklı bir bakış açısı kazanabiliriz belki...
Beklediğimden çok daha yoğun, duygu geçişlerinin sık ama sıkıcı olmadığı başarılı bir filmdi. O dönemleri yaşamamış olsam da eskilerin anlattığı mahalle birliği ve beraberliğinin çok iyi yansıtıldığını düşünüyorum. Karakterlerin çoğundan da alınacak dersler var görmesini bilene. Tabii bunların başında iki karakter geliyor: Suat ve Hacı.
Suat'ın ''Ay ışığını'' kaybetmesi daha doğrusu hiç elde edememesi ardından kısa bir isyan ve matem süreci sonrasında da olsa durumu kabullenişi filmin ilk yarısının öne çıkanlarındandı. Öte yandan Hacı'nın da bir ''Ay ışığı'' var ancak Suat'ın Ayı ile Hacı'nın Ayı da bir değil ışığı da bir değil.
Suat belki de kalecilikten gelen yalnızlığın alışkanlığıyla aşkı da tek kişilik bildi bir bakıma kendi kendine gelin güvey oldu. Gönderdiği mektuplara cevap bile alamamasına karşın Nurten'i istemeye gitmeyi planlaması bu konuda ne kadar delüzyonel davrandığının küçük bir örneği.
Fakat aynı durum Hacı için geçerli değildi.Hacı diyor ya Suat'a :Bak koçum,belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı diye,bu sözünden ve Aynur'la olan ilişkisinden çıkarımla diyebiliyorum ki Hacı Hocamız imkansız aşklar için yaratılmış. Kendi dediği gibi onun olanlar da olmayanlar da izler bırakmış. Ayıkken bir daha gelmeyeceğim dediği kapının önüne sarhoşken defalarca gidecek,Sırf sesini duymak için düğünü bırakıp telefonun başına geçecek,Ölüm döşeğindeyken bile evlenme teklif edecek kadar saf bir sevgisi vardı Ayten'e. Ayten de boş değildi muhtemelen ama Hacı'dan daha realist biriydi. Hacı'nın aksine olmayacak bir hayalin peşinde değildi.
İlk sahnede ''Hayat fena halde futbola benzer'' diyor Hacı abimiz, doğru da söylüyor.Bu sözünü Cruyff'un '' Futbol basit bir oyundur,zor olan onu basit oynamaktır.'' sözüyle birleştirirsek hayata dair farklı bir bakış açısı kazanabiliriz belki...