Aslında kimse kimseye bakmak zorunda değil çünkü kimse dünyaya gelmeyi seçmedi, kimse derken bahsettiğim anne ve baba evet onlar çocuklara bakmak zorunda ama çocuklar zorunda değil.
Bu demek olmuyor ki çocuk yetişkin olunca anne babasını sevip saymasın sadece eğer hastalanmışsa ona bakamayabilir her insanın yüreği kaldırmaz hasta bakmayı hastadan daha hasta olur ona bakan kişi, bedenden çok yüreği yorulur insanın.
Filmde yer alan sözde
'huzur'evinde çalışan kadın insanlara öyle davranıyordu ki dayanamadım izlemeye hatta bir duş sahnesi vardı o anda boğazım düğümlendi.. Sen canını kanını ona bakmayacağın için 'huzur'evine bırakıyorsun orada huzurlu olacağını düşünüyorsun çünkü orada sürekli yaşlılar ile ilgilenen kişiler var, ilgi mi? Tek bir insani duygu bile taşımayan insanlar hasta oldukları için kendi işlerini göremeyen o insanlara özür dileyerek söylüyorum ama 'hayvan' muamelesi yapıyorlar, insan böyle birşeye katlanamıyorsa neden o işi yapmaya devam ederki. Biliyorsun bu iş sana uygun değil dayanamıyorsun, o insanlara neden zarar verip ahlarını üstüne alıyorsun.
Evet büyüklerine bakamayacak durumda olan insanlar büyüklerini yakınlarını huzurevlerine yerleştirmek zorunda kalıyor, maalesef bazıları o insanları huzurevine yerleştirdikten sonra onlara sanki ölmüşlercesine muamele yapıp asla arayıp sormuyor ama o insanların gözleri hep kapıda belki birileri ya da birisi beni görmeye gelir diye.
Filmdeki insanların öyle bağları vardı ki çok hoşuma gitti, kendi aileleri onları oraya terk etmiş ve onlar tekrardan bir aile kurmuşlar kendilerine.
Yıldız Kenter'in canlandırdığı
'Melek' karakteri her konuştuğunda içim huzur buldu, o kadar içten o kadar hayatla bağlı konuşuyordu ki..
Musa karakteri ayrı etkiledi beni annesini huzurevine bırakmak istemiyordu ama zorundaydı, zorunda kalmak ne kadar zor değil mi? Filmin devamında Musa'dan çok annesine üzüldüm aslında filmde üzülmediğim kısım yoktu her saniyede oturup ağlayabilirsiniz öyle bir film.
Babaları huzur evine gelen çocukların ordaki yaşlılara olan hürmeti inanılmazdı, sadece babalarını alıp gidebilirlerdi ama oradakiler için ellerinden gelenleri yaptılar. Ve memlekete döndüklerinde o adamın çocuğu oyuncak silah ile oyun oynuyordu, silahı elinden alıp, karısına çocuğuna silah değil oyuncak araba vb. oyuncaklar vermesini söyledi olması gereken budur değil mi? Silah çocuğun oyuncağı olamaz oyuncak dediğin tek bir hamle ile insanın hayatına mal olabilecek bir şey değildir kesinlikle.
Kızım gittikten sonra, yaşamak anlamsızdı. Ama tabii, yaşamak lazımdı. Yaşamak, bir şeyler yapmak. Sonra baktım, çevremde el uzatabileceğim o kadar çok insan var ki... Onlara uzanmaya çalıştım gücüm yettiğince. Aslında, onlardı beni yaşatan.
Evet film güzeldi ama çok şeydi nasıl desem dram filmi izlemeyi severim ama üsttede bahsettiğim gibi her saniye ağlanacak bir filmdi o yüzden 2 parça olarak izledim ama yinede ağır bir filmdi, bu aralar Türk filmleri izlemek istiyorum çünkü ülkemden çıkmış yapımları merak ediyorum ayrıca bir edebiyat öğretmenimiz nerdeyse tüm filmlere hakim ve bence çok havalı o yüzden biraz ona özenmiş olabilirim '🤏' şu kadarcık...